ÇEÇENİSTAN
 
"... Abhazlar, savaş öncesi otonom cumhuriyet nüfusunun yalnızca yüzde 17'sini oluşturan, Türkik dil konuşan Müslüman bir halktır." Hugh Pope 23 Ekim 1993 tarihli The Independent's Saturday dergisinde bu şekilde yazıyordu. Şüphesiz, Abhazlar ne Türkik bir dil konuşurlar, ne de onların tamamını Müslüman olarak tanımlamak doğrudur.
 
7 Mart 1991'de Belçika ve Hollanda televizyonları akşam haber programında, Güney Osetya'daki anlaşmazlığın dinsel bir karakterde olduğuna ilişkin bilgi verdi. (Osetlerin İslamı izlediklerini ve Tür kik bir dil konuştuklarını iddia etti. Bu "bilgi"nin Gürcüstan'dan piyasaya sürüldüğü açıktı ve Sovyet Büyükelçisi Aleksandre Chkhikvaidze'nin marifetiyle yayıldı. "Prof. Vasil Abaev, Zviad Gamsaxurdia’nın Gürcü rejimiyle Osetler arasındaki anlaşmazlık konusunda böyle bir tespit yaptı. Chkhikvaidze'nin de çok iyi bildiği gibi, Osetler'in hemen tamamı Ortodoks Hıristiyan’dırlar ve Hint-Avrupa diliyle ilişkili bir dil konuşurlar. Bu yanlış bilginin kaynağı (anladığım kadarıyla), Gorbaçov'a karşı başarısızlıkla sonuçlanan darbeyi desteklediği için görevinden alındı ve 1992'de meslektaşı Edward Şevardnadze'nin Moskova'dan kendi ülkesi Gürcüstan'a dönmesiyle Gürcüstan Dışişleri Bakanlığı'na atandı.
 
Batı medyasının -çok az istisna dışında- Kafkasya olaylarına (özellikle Gürcüstan içindeki anlaşmazlıklarla ilgili) ilişkin haberlerin yanlış aktarılmasındaki sorumluluğundan ayrı olarak, bu problemler, kendi gerçeklerinizi bilmenin önemini ortaya çıkarıyor. Böylece "sahte uzmanlara" ve "böğüren propagandacılara" meydan okuyabilirsiniz. Öyleyse acil sorun, Avrupa kıtamızın doğu ucuyla ilgili olarak, tartıştığımızın kim olduğunu tanımlamaktır.
 
Halklar
 
Karadeniz ve Hazar Denizi'ni birbirinden ayıran dağlık bölgenin dar şeridi, Avrupa'nın hiçbir yerinde olmayan en zengin halklar, diller ve kültürler yuvasıdır. Aynı büyüklükteki bir alanda, böylesi mozaiği dünyanın bir başka yerinde de görmek imkansızdır. Ana Kafkas silsilesi, çeşitli yönetsel birimleri halen "sözde" Rusya Federasyonu'nun tamamlayıcı bölümü olarak bilinen Kuzey Kafkasya'yı, üç yeni bağımsız devlet olan Gürcüstan, Ermenistan ve Azerbaycan'ın bulunduğu Transkafkasya'dan ayırır.
 
Bugün, bu bölgede yaşayan halkları, en son kökleri tarih öncesinde kaybolan yerli halklar ve sonradan gelenler olarak ikiye ayırabiliriz. Şimdi, bu ikinci grupta yer alanlara kısaca bir göz atalım.
 
Slavlar (Ruslar, Ukraynalılar ve özellikle de Kazaklar) Kuzey Kafkasya'da ilk defa 16. yüzyılın ikinci yansından sonra ortaya çıktılar. Kuzey Kafkasya kesinlikle geleneksel Rus bölgesi değildir. Ancak 19. yüzyılın emperyal yayılmasının hala elinde tuttuğu ganimetlerden biridir. Slavonik diller, İngilizce’yi de içine alan Hint-Avrupa dil ailesinin bir parçasıdır.
 
Kafkasya'da diğer Hint-Avrupa dillerini konuşan Ermeniler, Grekler, Çingeneler+Tatlar, Taluşlar, Kürtler gibi irani dilleri konuşanlar ve bizim için önem arzeden Osetler yaşar. Transkafkasya'daki Azerbaycanlılardan ayrı olarak, kuzeydeki bölgelerde diğer Türkik dil konuşan halklar bulunur: Kuzeybatı'da Karaçaylar ve Balkarlar (esasen tek bir linguistik grup), Kuzeydoğu'da da Nogaylar+ Kalmuklar. Buna ek olarak Semitik dil konuşanlarda vardır (Gürcüstan'da Yahudiler ve küçük bir Asurî grup).
 
Bugün Çeçenler, 1989 Sovyet sayımına göre 958.309 kişiyle en büyük nüfuslu yerli halktır. Dilleri, batı komşuları olan İnguşlar'a öylesine yakındır ki, tek ulus olarak kabul edilebilirler. 1989’da SSCB'de 237.577 İnguş yaşamaktaydı. Bu küçük grubun, Bats (Tuşlar) olarak  adlandırılan bir üçüncü üyesi vardır. Gürcüstan'daki tek bir köyde 5000 kadar kişi tarafından konuşulan Bats dili kesinlikle yok olmaya mahkûm edilmiştir. Bu üçü, Halk/Halkımız anlamımı gelen Nakh/Veinah ailesini oluşturur. Çeçenler 16. yüzyılda doğu komşularından Sünni Müslümanlığı benimsediler. İnguşlar 19. yüzyılın ikinci yarısından sonra Sufi Kadiri tarikatının müridleri tarafından İslamiyete geçirildiler. Dilleri, tutucu dinleri ve klan yapıları Sovyet yıllarında da, günümüzdeki Çeçen-İnguş öz kimliğinin tanınmasında etkili olmuştur.
 
(Vei) Nah dilleri doğrudan, doğuda bulunan Dağıstan'daki dillerle bağlantılıdır. Dillerin diyalektlerini nasıl sınıflandıracağınız size kalmak üzere, tek başına Dağıstan’da 28 yerli dil vardır. Bu dillerin çoğu yazılı değildir ve "çok dillilik" yaygındır. Sovyet yönetiminin büyük bir bölümünde, etnik sınıflandırma, genellikle kişinin kullanmak zorunda kaldığı yazılı dile göre yapıldı. Bu nedenle mevcut nüfus verileri sağlıklı değildir ve birçok, çok az nüfuslu halk için böylece yokmuş gibi bir görünüm ortaya çıkmaktadır. Kuzey'de en büyük Dağıstanlı grup 604.202 nüfuslu Avarlar'dır. Bu rakam, gerçek Avarlar'ı + 8 Andik ve 5 Tsezik dil konuşanları da içerir. Güney'de 466.833 nüfuslu Lezgiler ve 98.448 nüfuslu Tabasaranlar vardır (8 Lezgik dil konuşulur). Orta Dağıstan'da 3 Dargik dil konuşan + bunlarla yakından ilişkili 118.386 nüfuslu Laklar yaşar. Bir miktar Kuzey (Orta) Kafkasyalı da ya tamamen veya kısmen Kuzey Azerbaycan'da yaşar.
 
İslam, 8-9. yy.larda Araplar tarafından Dağıstan'a ulaştırıldı. Yerli Dağıstanlılar Sunnidirler. Bir istisna, Azerbaycan'daki İki köyde Ermeni Ortodoksluğu’ndan etkilenenler ve Doğu Gürcüstan'daki bir köyde Gürcü Ortodoksluğu'ndan etkilenerek Lezgik Udi dilini konuşanlardır. Dağıstan, devrime kadar olan dönemde 2 bin kadar Kuran kursuyla bir Arapça öğretim merkezi olmakla ünlüydü.
 
Kesin kanıtlar henüz olmamasına rağmen, linguistik açıdan belki (Vei) Nah- Dağıstan grubuyla, Abhaz-Abaza, Çerkes ve günümüzde konuşanı kalmamış olan Ubıh dillerini kapsayan küçük grup, Kuzeybatı Kafkasya ailesindendir. Kuzeybatı Kafkasya dillerini konuşanlar eskiden Kuban Nehri (belki Don) kıyılarından, günümüz Gürcüstan'ına doğru dağlar üzerinden aşağıya yayıldılar. Çerkesler bir zamanlar, Kuzeybatı'daki en büyük etnik gruptu, ama geriye kalan nüfusu 1989'da 125.000'dir. Batı Çerkesleri (Adıgeler) çoğunlukla Adıge Otonom Bölgesi'nde veya Karadeniz kıyısındaki Tuapsse civarında yaşarlar. Buna karşılık Doğu Çerkesleri, Karaçay-Çerkesya'daki 40.230 Çerkes, Kabartay-Balkarya'da 363.351 Kabartay olarak bölünmüşlerdir. Ubıhlar'ın yurtları Soçi civarındaydı. Abhazlar'ın yurtları da Sovyet Gürcüstan'ına ilhak edilmiştir. 1989'da Abhazya'da 93.267 Abhaz, Karaçay-Çerkesya'da Abhazlar'a yakın akraba 27.475 Abazin (Abaza) yaşamaktaydı. Osmanlı Türklerinin, Karadeniz kıyıları boyunca olan aktiviteleri sonucu, İslam 16. yüzyılda bölgeye ulaştı, ancak doğu bölgelerde olduğu gibi sıkı bir şekilde yerleşemedi ve daha önceki Pagan ve Hıristiyan inançlarını tamamen kökünden söküp atamadı.
 
En kesin bir şekilde, Kuzey Kafkasya linguistik grubunun hiçbir diliyle bağlantılı olmayan, bir başka dil ailesi Gürcüce, Megrelce, Lazca ve Svanca'yı kapsayan Güney Kafkasya dil ailesidir. Gürcüce yazı geçmişine sahiptir. Tek el yazısı 4. yüzyıl sonlarında tertip edilmiştir. Kardeş dilleri Megrelce, Lazca ve Svanca eğitim dili değildir. Megrellerle çok yakın akrabalığı olan Lazlar bugün Türkiye sınırlan içinde yer alan en eski yerleşim bölgelerinde yaşarlar. Diğer Kartveleliler (Megreller, Lazlar, Svanlar) 1930'dan beri tamamen yanlış bir şekilde "Gürcü" olarak adlandırıldıktan Gürcüstan'da yaşarlar. Çok sayıda Gürcü ve Laz da Türkiye'de yaşar. Gürcüstan'ın meşhur evladı(!) Stalin tarafından Gürcüstan'da yapay olarak ortaya çıkarılan etnik karıştırmanın,(1) Gürcüler'in ve Lazlar'ın kendilerini ve diğerlerini oldukça farklı halklar olarak gördükleri Türk topraklarında geçerli olmadığı açıktır. (Türkiye'de Svan yaşamıyor).
 
Türk sınırındaki Acaralar, hala sürgünde olan Mesk(et)ler gibi Müslüman olmalarına karşın, Gürcüstan'daki Kartveleliler (büyük ölçüde) kendi Bağımsız Kilise'leriyle Ortodoks Hıristiyan’dırlar. Gürcüstan'ın 5.400.841 (1989) kişilik nüfusunun 3.787.393 kişisi (yukarıda belirtilen 5.000 Bats 'Tuşlar' bile çok gülünç bir şekilde) "Gürcü" olarak kaydedildi.(2)
 
Son olarak, bölünmüş ve yönetsel olarak Doğu Çerkeslerle karışmış, çeşitli Moğol hücumlarının sonucu olarak Kafkasyalılar dışında İranlı Alan ve Türk Kıpçak soyundan, muhtemelen 13.-14. yüzyıllarda oluşan Türkik-Karaçay-Balkarlar üzerinde durmak gereklidir. O zamanlardaki nüfus hareketi, Osetler'i, Doğu Çerkesler ve İnguşlar arasındaki bugünkü yerleşim alanlarına, doğuya doğru sürükledi. Bazı safhalarda Osetler, bugün Sovyet Gürcüstan'ının parçası haline gelen dağlar üzerine yerleştiler. Osetler kendilerini, bir zamanlar Rusya'nın güney bozkırlarında dolaşan nomadik İskitler ve Sarmallarla ilişkili olan Alanlar'dan gelme kabul ederler (Osetçe su "Don"dur). Osetler'in Ortodoks olmaları, onları Kutsal Rusya'nın doğal müttefiki yaptı. 1989'da SSCB'de 597.802 Oset vardı.
 
Anlaşmazlıklar
 
Kin yüklü anti-Rus söylemlerine rağmen Gürcüler*, Transkafkasya'da ilk ayak basabilecekleri yeri Çarist Rusya'ya verdiklerinden dolayı sorumludurlar.
 
Moğol anlayışının bir devamı olarak Kartveleli toprakları batıda Türkler, doğuda Persler tarafından harap edildi. Büyük Katerina'nın Rusya'sıyla 1783'te yapılan Georgievsk Antlaşması, Hıristiyan Osetya ile Hıristiyan Gürcüstan'ı birbirlerine bağlayan Gürcü askeri yolunun açılmasına ortam hazırladı. 1801 ve 1810 tarihleri arasında, Kartvel dillerini konuşan bölgelerin ilhakından sonra (unutmayalım) Gürcü müttefiklerinin aktif yardımıyla Rusya, Kuzey Kafkasyalı kabileleri işgal altına almayı başarabildi.
 
Abhazlar, Rusya'nın 19. yüzyıldaki ilerlemesine karşı savaşan tek Transkafkasya halkıydı. 1864'te Kuzey Kafkasya'nın tamamı kesin bir şekilde Çarist ellerdeydi. Bu yıl (1864) Kuzey Kafkasyalılar'ın, Rus yönetiminden özgür bir hayat için Osmanlı topraklarına kitlesel göçlerinin başlangıcı oldu. Çerkesler'in ve Abhazlar'ın çoğu, + bütün Ubıhlar yurtlarını terk ettiler ve diğer Kuzey Kafkasyalı kabilelerin göçleri birbirini izledi. Bu yüzden, bugün sadece Türkiye'de 2-4 milyon arası bir diaspora olduğuna ilişkin iddialar bulunmaktadır. Büyük bir Çeçen grubu, daha sonra Ürdün adını alan bölgeye yerleştiler. Büyük sayıdaki insan kitlesi Karadeniz'i aşarken veya hastalıktan yabancı diyarlarda hayatlarını kaybetti.
 
İşgal edilen topraklar Rus İmparatorluğu'nun çeşitli yönetsel birimlerine bölündü ve Çarların Sovyet halefleri, dikte edilen bu politikaları izlediler. Üç Transkafkasya devleti, devrim ve 1920-21'de Kızıl Ordu'nun gelişine kadar olan kısa süre içinde bağımsızlığı tattılar. Gürcü birlikleri, bu zaman dilimi içinde Abhazya'yı işgal etmeyi başardı. Sovyet Abhazya'sı başlangıçta, Gürcüstan ile ittifak antlaşması ile tam bir cumhuriyet olarak Transkafkasya Federasyonu'na girdi. 1920 Kasımı'nda büyük bir Dağlılar Cumhuriyeti Kuzey Kafkasya'da kuruldu. Fakat çok geçmeden statü ve sınırları sürekli değişen etkisiz bir yapılanma haline getirildi. Ve 1931'de Stalin, Abhazya'nın statüsünü Gürcüstan'ın önemsiz bir Otonom Cumhuriyeti'ne indirgedi. 1934'te İnguşetya ve Çeçenya birleşti ve 1936'da otonom cumhuriyet statüsü verildi.
 
1930'larda, Stalin'in Transkafkasya'daki icracısı Lavrenti Beria idi. 1938'de Moskova'da güvenlik şefi olmadan önce Abhaz oranını düşürmek için, Abhazya'ya kitlesel nüfus ihracına başladı. Beria, Stalin tarafından empoze edilen tehcirleri gerçekleştirdi. Karaçay-Balkar'lar, İnguşlar ve Çeçenler (+ Meskh(et)ler, Lazlar ve diğer bazı Gürcü Müslümanlar ve Protestan Gürcüler) 1943-44'de, Nazilerle işbirliği yaptıklarına dair uydurma belgelerle sürüldüler.(3)
 
Kuzey Kafkasyalı dört halkın bölgelerindeki adları Sovyet haritalarından silindi ve toprakları komşu ülkeler arasında yeniden dağıtıldı. Yarım milyon Çeçen/İnguş tehcir edildi, yarısı yollarda kırıldı (bkz. Nekrich The Punished Peoples). Aynı zamanda Abhazya'da, Abhaz dili yasaklandı ve okulları kapatıldı. 1953'te Stalin ve Beria'nın ölümleri ile bu tür anti-Kafkasyalı önlemler feshedildi. 1957'den başlamak üzere Kuzey Kafkasyalılar'ın yeniden oluşturulan bölgelerdeki yurtlarına dönmelerine izin verildi.
 
1985'te Gorbaçov iktidara gelip Sovyet hayatı ile ilgili tatminsizliklerin tartışılmasını cesaretlendirdiğinde çeşitli şikayetlere neden olan sorunlar su yüzüne çıktı. SSCB'nin 15 cumhuriyetinden bazıları (özellikle Baltık devletleri ve Gürcüstan) tam bağımsızlık için çalkalanmaya başladı. Abhazlar kendilerini, devam eden Megrel göçünden dolayı daima tehdit altında hissettiler. İnguşlar topraklarını geri istediler. Ancak, 1921'de Sovyet Milliyetler Komiseri'nin müdahalesiyle, Azerbaycan'ın kontrolüne verilmiş olan Nagorno-Karabak en erken Sovyet sıcak bölgesi haline geldi. Ermeni çoğunluğuna sahip olmasına rağmen (muhtemelen Türkiye'ye hoş görünmek için) böylesi bir uygulamaya giden Stalin'den başkası değildi. 1988 sonlarında, Gürcüstan'daki anti-azınlık şovenizminin tehlikeli bir şekilde kabarmasıyla birlikte, Abhazya'daki Abhazlar ve Kartveleli olmayanlar sükunetle Abhazya'nın 1920'deki statüsünü yeniden kurmak için çalışmaya başladılar İktidardan uzaklaştırılan Gamsaxurdia'nın taraftarları 14 Ağustos 1992'de Abhazya'yı işgal eden ortak düşman Şevardnadze'ye karşı toparlamayı (boşuna) beklediler. Abhazya'nın işgali binlerce insanın hayatına ve sonrasında da kitlesel mülteci sorununa mal oldu. Abhazya, Dağlı Halklar Konfederasyonu (1989'-da, büyük ölçüde tehlikedeki Abhazlar'ı korumak için kurulan ve Kuzey Kafkasyalıların birliğini amaçlayan ve çözülmüş olan Dağlılar Cumhuriyeti'nin yeniden kurulmasını amaçlayan bir organizasyon) kanalıyla Kuzey Kafkasyalıların (özellikle Çeçenler'in) sağlam desteğine şükran borçludurlar. 14 ay süren bir savaştan sonra işgalciler ülkeden çıkarıldı. Dudayev'in Çeçenya'sı, 1991'de Sovyet Anayasası'nın tanıdığı meşru hakkı kullandı. 1990 sonların da Güney Osetya'daki karışıklıklardan kaçan insanların geçici olarak yerleştirildikleri bölgelerini tekrar ele geçirme manipülasyonuyla Çeçenler'le bağlarını koparmaları için ayartılan İnguşlar, Kuzey Osetyalılar'la çatışmalara girmiş oldular. Yine birçok insan öldü ve bir diğer mülteci sorunu yaratıldı.
 
Ve en son olarak, Grozni ve diğer Çeçen yerleşim birimlerine karşı girişilen kitlesel kıyımlarla karşı karşıyayız. 30 bin kişi öldü ve muhtemelen 1944'de Çeçenya'dan tehcir edilen insan sayısı kadar bir mülteci sorunu ortaya çıktı. Bütün bunlar, Yeltsin'in, usta sosyal-mühendis Josef Stalin'e layık bir halef olduğunu gözler önüne serdi.
 
Sonuçlar
 
Batı, sınırsız bilgeliği içinde, 1991'de SSCB'nin çözülmesinden sonra, 15 birlik cumhuriyetini tanımaya karar verdi. Bu 15 devlet içindeki tarihsel hiçbir haksızlık dikkate alınmadı (alınmıyor). 1920'nin Dağlı Cumhuriyeti devam etseydi, Çeçenya Rusya'nın bir parçası olmayacaktı. Abhazya'nın 1920'ler statüsü, Stalin kendi ülkesi (Gürcüstan) lehine kullanılmasıydı, Abhazya bugün 4. bağımsız Transkafkasya devleti olacaktı. Stalin, Karabak'ın kontrolünü Ermenistan'a verseydi, 1988'den beri binlerce insan ölmeyecekti. Böylece, liberal Batı'nın eğreti tutumunun uygulamada olduğunu görüyoruz. Bu münasebetle, tarihin en kanlı zalimliğinin keyfi kararlarına tanık oluyoruz. Eski Sovyet Cumhuriyetleri'nin tanınması, o devletlerin "kendi" bütünlüklerinin korunması prensibiyle birlikte yürüdü. Şevardnadze'nin Abhazya'da kan dökmesiyle ilgili haberlere batı sansür uyguladı ve Rusya'nın Çeçenya'daki askeri aktivitelerine karşı olan tepkiler, Rusya'nın bölgesel bütünlüğünü korumasına hakkı olduğuna dair açıklamalarla yumuşatılmaya çalışıldı. Dünya liderleri arasında tek başına Şevardnadze'nin, Yeltsin'in Çeçenya'daki katliamına şevkle destek olması bir rastlantı değildir. 16 Şubat 1995'te Chatham House konuşmasında, saldırgan (!) ayrılıkçılığın nerede ortaya çıkarsa çıksın, neye mal olursa olsun, bastırılması gerektiğini açıkça belirtti.
 
Gerçekte ne Abhazlar ve ne de Çeçenler bir bağımsızlık savaşı başlatmak için silaha sarıldılar, buradaki herkesin yapacağı gibi sadece kendilerini savundular.
 
Uluslararası ilişkilerde dikkate alınması gereken gerçekler vardır ve politikalar yalnızca önde gelen kişilerin kusurlu takdirine değil, gerçeklere dayanmalıdır. Abhazya ve Çeçenya sorunları, Batılı politikacıların cehalet veya ahlaki yüreksizliklerinin (veya her ikisinin) en son örnekleridir. Sergei Kovalev ve Yelena Bonner* gibilerinin, Batı'yı bu trajedilerle ilgili suçlamakta tamamıyla haklı oldukları böylelikle anlaşılmış oldu.

(*) Başlangıçta, bugünkü Gürcüstan'ın oluşturduğu coğrafya, Kafkasya'yı kontrol altına almak isteyen Çarist Rusya'yı Gürcüstan'a dini mülahazalar da göz önünde bulundurulduğunda, doğal bir müttefik haline getirmişti. Ancak Ruslar sorunlarını çözmüş bir Gürcüstan'ı her zaman büyük bir tehlike olarak gördüler.Bunun için Pan-Gürcü eğilimleri Gürcüstan aleyhine manipüle ettiler. İşte bunun sonucudur ki, Oset-Gürcüstan, Abhaz-Gürcüstan anlaşmazlıkları günümüzde ortaya çıkabilmiştir. Son olaylar sadece Oset ve Abhazlar'ı Gürcüstan'dan uzaklaştırmadı. Kuzey Kafkasyalılar'a da önderlik edebilecek bir Gürcüstan'ı kendi iç sorunlarıyla boğuşur bir hale getirdi. Rusya, Gürcüstan üzerinden Türkiye'den toprak talebinde bulunarak da, Gürcüstan’ı ileride Türkiye'den uzaklaştıracak Pan-Gürcü eğilimleri destekledi, (ç.n)
 
(*)Rusya'nın Çeçenya'ya kanlı müdahalesine karşı çıkan yürekli Rus aydınları (ç.n.)
 
Dipnotlar
1- 1926'daki Sovyet nüfus sayımında 242.990 kişi Megrel milliyetinden olduğunu beyan etti. 13.218 kişi de kendisini Svan olarak tanımladı. Bugün Megreller'in ve Svanlar'ın veya Megrelceyi ve Svancayı birinci veya ikinci dil olarak konuşanların kesin sayılarıyla ilgili bilgi bulunmamaktadır. 1930'lardan beri bu halklar "Gürcü" olarak kayıtlara geçirildiler. Bunun sonucu olarak eğitilen bütün Svanlar ve Megreller, fiilen Sovyet dönemi boyunca eğitim dili Gürcüce olan okullarda yetiştiler.
 
1920 ve 1930'ların yerel Bolşevik Megrel politikacısı İsaki Zhvania ve O'nunla aynı görüşü paylaşan diğer Megrel aydınları Megrelcenin yazıya geçirilmesini (ve Megrelya'nın otonom olması gerektiğini bile) tartıştılar. 1930'da (tirajı 15 bin) Megrelce Kazakişi Gazeti (Köylünün Gazetesi) yayımlandı. Dzhodzhua'dan başka diğer bir örnek, 1989'da yazan Vano Dgebuadze'dir. Dgebuadze şöyle anlatıyor: "Hatırlıyorum, 1938'deydi. Okula bazı öğretmenler geldi ve soyadımı okul kayıtlarından (Megrelce söyleniş) Dgebia'dan, (Gürcüce söyleniş) Dgebuadzeye çevirdiler. Böylece aynı köyde bir soyadın iki ayrı yazılışı ortaya çıktı. Okulda Dgebuadze, evde Dgebia. Eğitim görmemiş olan erkek kardeşimin soyadı Dgebia, benim soyadım Dgebuadze'ydi artık."
 
Megreller ve Svanlar'a 60 yıldır "Gürcü" oldukları anlatılmasına rağmen, 1989'daki nüfus sayımlarında kendilerini tanımlamaları şaşırtıcıdır. 1989'daki sayımlar en azından Abhazya'daki bazı Megreller arasında önemli bir endişeyi açığa çıkardı. Sayım memuruna eğer kendilerini Megrel olarak kaydettirirlerse herhangi bir "olumsuz tepki"yle karşılaşıp karşılaşmayacaklarını sorduklarına dair birtakım haberler vardır. Hem 1979 ve hem de 1989'da Abhazya'da olduğu gibi, nüfus sayım formlarının sayım memurları tarafından kurşun kalemle doldurulması tesadüfi bir politika mıdır?!
 
2- Bu rakamdan 1 milyon civarında Megrel, 40 bin kadar Svan ve Bats (Tuş) nüfusu düşürülürse, bu konudaki hassasiyet tahmin edilebilir. Dgebuadze, mektubunda şöyle yazıyor: "Çok iyi bilindiği gibi. Gürcüler az sayılarından dolayı, Gürcüstan Cumhuriyeti'ni kaybetmemek için Svanlar'ın yanı sıra bütün Megreller'i "Gürcü" olarak kayıtlara geçirdiler... Kendi sayılarını yüksek göstermek için."
 
Gürcüce’de Güney Kafkasya dillerini (Gürcüce, Megrelce, Lazca ve Svanca) tanımlamak için "Kartveluri" terimi bulunmasına rağmen, bu dilleri konuşan insanları tanımlamak için (henüz!) "Kartveleli" terimi bulunmamaktadır. Bunun yerine "Kartveli" (=Gürcü) terimi kullanılmaktadır. Bu dört halkı (Gürcü, Megrel, Laz ve Svan) belirtmek için, İngilizce'deki "Kartvelian" (KartveIi=Gürcü) yanlış terimini kullanmaya devam etmek için hiçbir mazeret bulunmamaktadır.
 
Bana göre, her ikisinin de (Proto-Germanik) bir dil olmaları ve Almanlar'ın daha kalabalık olmaları gibi yapay bir zeminden hareketle, bir İngiliz'i Alman saymak gibi, bir Megrel'i Gürcü saymak anlamsızdır. Bu tarihsel linguistik tartışmaya ek olarak, Pan-Gürcü kavramın savunucuları, Gürcüce’nin (Gürcüstan'da) tek yazılı dil olduğunu ve Megreller'in ve (Svanlar'ın) Kilise dili olarak Gürcüce’yi kullandıklarını da ima etmektedirler (bkz. İtonishvili 1990:19) Büyük Megrel ve Svan (ve hatta Gürcü) kitlesinin okuma yazma bilmediği Gürcüstan'da Gürcüce ancak Sovyet periyodunda evrensel eğitimin uygulanmaya konulmasıyla yaygınlaştırılmaya çalışılmıştır. Gürcüce de konuşan Megrel ve Svan topluluk liderleri, toplumsal üstünlüklerinin bir belirtisi olarak aralarında Rusça'dan çok Fransızca konuşmayı seçen 19. yüzyıl aristokrat Ruslarını hatırlatır örnekler gibidirler. İtalyan Don Giuseppe Judice, 17. yüzyılda Megreller'in farklı bir dilleri olduğunu ve Megreller'in Gürcüce dini kitapları kullandıkları ve ibadetlerini Gürcüce olarak, aynen Avrupalılar'ın Latince'yi kilise dili olarak kullandıkları gibi, yerine getirdiklerini yazdığında haklıydı.
 
Kraliçe Tamara (1184-1213) yönetiminde en büyük güç ve etkiye sahip olan Gürcüler, Kafkasya tarihinde şanlı bir rol oynamalarının yanı sıra, Gürcü dil ve kültürünün uzun tarihsel ruhunu hiç kimsenin inkar edememesine rağmen, Moğol istilalarının bir sonucu olarak Gürcüstan, sıklıkla birbirleriyle çatışma halinde bulunan prensliklere ayrıldı. Bu ise modern ulus-devlet olarak, Gürcustan konseptinin 100 yıldan daha fazla bir geçmişe sahip olmadığı anlamına gelir. Prens (şimdi Aziz) İlia Çavçavadze gibi önde gelen yurttaşlar, çeşitli "Kartvel" kabilelerinin yaşadığı bütün bölgelerde, birlik duygusunu aşılamak için çok çalıştılar. Çarist Rusya yönetimi altında erime; hastalık ve dağılma sürecinde, bu tür çalışmalar asil çabalar olarak görülebilir. Ancak ulus, olgunlaşmak ve kendi kimliğiyle ilgili şartlara ulaşmak için zaman bulamamıştır.
 
3- Homojen bir Gürcü devleti oluşturmak arzusuyla, 1944'de Gürcüstan, Kuzey Kafkasya gibi kitlesel tehciri gördü. Lazlar, Hemşinliler ve 144.000 Meskh(et), Türkiye sınırlarına yakın bölgelerden Doğu taraflarına sürgün edildiler.





Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
Siteniz:
Mesajın:
 
  Bugün 2 ziyaretçi (11 klik) kişi burdaydı! Copyright 2009 Your Website | CSS Template By Cherkess Design  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
https://img.webme.com/pic/n/naazimcadeneme/gri1.gif