KARAÇAY ÇERKES CUMHURİYETİ
 

Karaçay Çerkes Cumhuriyeti
 

 





karaçay çerkes devlet başkanı

Mustafa Batdıyev




Yönetim Şekli:
Cumhuriyet

Üst İdari Bölge: Rusya Federasyonu

Çerkesler, üç ayrı soydan (Adige, Çerkes, Kabartey) oluşmakta ve genellikle şehirlerde oturmaktadırlar. Karaçaylar, Balkarlarla aynı dili konuştukları halde aynı idarî yapıyı paylaşmamakta, kendi özerk bölgeleri olan Kuban vadilerinin orta ve yüksek kısımlarında yaşamaktadırlar. Karaçaylar, Teberde, Üçköken, Dombay, Zelencuk bölgelerinde yoğun olarak bulunmakta, soy olarak Kumanlardan geldikleri söylenilmektedir. Karaçayların merkezi Karaçeyski'dir.

Resmi Dil: Karaçayca, Çerkesce (Kabartayca), Rusça,Nogayca, Abazaca (Abazince)

 Karaçaylar, Nogayca'ya ve Balkarca'ya yakın bir Türk lehçesi konuşurlar.Ama Karaçayca ile Balkarca aynı yazı dilini paylaşır,bu nedenle bu dile Karaçay-Balkar dili de denmektedir




Yüzölçümü: 14.100 km



Etnik Bileşim: Karaçay ,Çerkesler , Abazalar ,ruslar ,Nogaylar,Adige  55.000 (Kabardey, Besleney), Abaza 35.000, Karacay 160.000, Nogay  13.000, diger 172.700

Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti'ni oluşturan halkın temel öğesi Adığe, Abaza, Karaçay ve Rus halklarıdır. Karaçay-Çerkes'te yaşayan Adığe toplumu, önceki bölümlerde genel olarak Adığe Halkı ile ilgili bölüm içerisinde işlendiğinden bu bölümde Abaza (Abazin) ve Karaçay Halkları ele alınacaktır.

KARAÇAY- MALKAR HALKININ KÖKENİ

Kafkasya halkları arasında Türk unsurunun en önemli bölümünü meydana getiren Karaçay-Malkar Halkı, yüzyıllardan beri Kuban Irmağı'nın kaynak bölgesinde, Kafkasların zirvesi Elbrus Dağı'nın doğu ve batısında yer alan yüksek dağlık arazideki derin vadilerde yaşamaktadırlar. Tarihi, antropolojik, arkeolojik ve sosyo-linguistik araştır-malar, Karaçay-Malkarlılar'ın bu bölgede uzun yıllar hakimiyet kuran çeşitli eski Türk kavimlerinin torunları olduklarını göstermektedir. Yüzyıllar boyu birlikte yaşamanın doğal sonucu olarak Karaçay-Malkar Halkıyla komşu yerli Kafkas halkları arasında etkileşmeler, etnik karışma ve kaynaşmalar da olmuştur.

Kendilerine Tavlu (Dağlı) adını veren Karaçay-Malkarlılar dillerini, Tav til (Dağ Dili) ya da Tavça (Dağ ca) adıyla tanımlarlar.
Karaçay ve Malkar adlarının kökenleri ile ilgili değişik görüşler vardır. Kendi aralarında yaşayan rivayetlere göre Karaçaylıları şimdiki yurtlarına, Karça adındaki beyleri getirmiştir. Karça adı zamanla değişerek, Karaçay biçimine dönüşmüştür.
Önceleri Elbrus Dağı'nın doğusunda, Baxhsan (Bahsan) vadisinin yukarı kısımlarında yaşayan dağlıların bir bölümü, Elbrus'un batısında yer alan Kuban (Koban) Irmağı'nın kaynak havzasındaki yüksek vadilere göçmüşler ve Hurzuk, Uçkulan, Kart Curt adlı köyleri kurarak bu bölgeye, Ullu Karaçay adını vermişlerdir. Zamanla Teberdi, Cögetey, İnçik (Zelençuk), Mara gibi ırmak boylarındaki vadilere yerleşen dağlılar, Karaçaylı adını bir kabile adı olarak benimsemişlerdir.

Elbrus Dağı'nın doğusunda kalan dağlılar ise Bakhsan, Çegem, Çerek vadilerine yerleşmişlerdir. Çerek Irmağı'nın bulunduğu vadiye dağlılar, Malkar vadisi adını vermişler ve buraya yerleşenler, Malkarlı adıyla anılmışlardır. Baxhsan, Çegem ve diğer vadilerde yaşayanlar da oturdukları vadilerin adlarını alarak Bahsanlı, Çegemli, Holamlı gibi adlarla tanınmışlardır.

Khaberdey Çerkeslerinin Karaçay-Malkar halkına, Adığe dilinde "dağlı" anlamına gelen "Khuşha" adını verdikleri bilinmektedir. 19. yüzyıl başlarında Kafkasya'yı gezen Avrupalı gezgin J.Klaproth, Khaberdey Çerkeslerinin Karaçaylılara "Karçaga - Khuşha", Malkarlılara "Balkar-Khuşha", Çegemlilere "Şecem-Khuşha" adlarını verdiklerini yazmaktadır. (Klaproth, 1823)
1917 Sovyet İhtilaline kadar Malkar ya da Balkar adı yalnızca Çerek vadisinde yaşayan dağlıları içine almaktaydı. Diğer vadilerde yaşayanlar Bahsanlı, Çegemli, Holamlı gibi adlarla tanınıyorlardı. Bugün bunların hepsine yabancı halklar tarafından Balkar adı verilmiştir ki, kendi aralarında bu ad Malkar biçiminde söylenir.

Malkar ya da Balkar adının kökeni konusunda çeşitli görüşler ileri sürülmektedir. Prof. M. Miller gibi bilimadamları, Balkar ve Bulgar kelimeleri arasındaki yakın benzerlikten dolayı, Balkarlıların Hunlar'ın bir boyu olan eski Bulgar Türklerinin soyundan geldiklerini ileri sürmektedirler. (Miller, 1985; 42) Karaçay - Malkar Türklerinin gerçekten de Hunlardan ayrılan Kuban Bulgarları'nın günümüzdeki torunları olmaları bu görüşü desteklemektedir. Ancak şahsi fikrimize göre Bulgar kelimesinin, Balkar şekline dönüşmesi dilbilim verileri açısından oldukça şüpheli görülmektedir. Dilde sürekli olarak kurallı biçimde işleyen ses değişimleri bulunur. Linguistik araştırmalar Türk dillerinde "k", sesinin "g", sesine dönüştüğünü göstermektedir. Bunun tersi bir durum, dilbilim verilerinde mevcut değildir. Dolayısıyla Bulgar kelimesinin, Balkar biçimine dönüşmesi, linguistik açıdan mümkün görülmemektedir.

Karaçay-Malkar Halkının 15. yüzyıla kadar Kafkasya' da hangi etnik adla tarih sahnesinde boy gösterdiği bilinmemektedir. 1404 yılında Kafkasya'da bulunan Başpiskopos Johannes de Galonifontibus Karaçay halkını "Kara Çerkesler" adıyla tanımlamıştır. (Tardy, 1978; 105) Daha sonraki yüzyıllarda Kafkasya'yı ziyaret eden Avrupalı misyoner ve araştırmacılar da aynı tanımı kullanmışlardır.

1635-1653 yılları arasında Kafkasya'da bulunan İtalyan misyoner A.Lamberti'nin notlarında Karaçaylı (Caracioli) ve Kara Çerkes adlarının birlikte anılması daha önceki yüzyıllarda araştırmacıların Kara Çerkesler adını verdikleri halkın Karaçaylılar olduğu konusundaki şüpheleri de ortadan kaldırmaktadır.

Avrupa kaynaklarında Karaçay adına ilk olarak 17. yüzyıl başlarında rastlanmasına karşılık, Osmanlı kaynaklarında Karaçay adı ilk olarak 16. yüzyılda geçer, Topkapı Sarayı arşivinde bulunan Mühimme Defterlerinin 44. cildinde, 6 Aralık 1582 tarihli, 222 hüküm numaralı bir fermanda, Osmanlı hazinesinin Azak yolu ile Demirkapı-Şirvan'a ulaştırılmasında yardımlarından faydalanılan Karaçay beyi Kaziy oğlu Mirzabek'e hizmetinden dolayı gönderilen hediyelerden söz edilmektedir. Yine Mühimme Defterlerinin 32. cildinde bulunan 10 Mayıs 1578 tarihli, 456 hüküm numaralı bir belgede, tarihte ilk olarak Balkar (Malkar) adı geçmektedir.

Rus kaynaklarında ise Malkar adından ilk olarak 1629 yılında İ.A. Daşkov bahsetmektedir. (Miziyev, 1979) 1629 yılında yurdunun sınırları hakkında Rus Çarına bilgi veren Gürcü-İmeretya Kralı 2. Levan, kuzey sınırlarında dağlı Çerkeslerin yaşadığını belirtmektedir. Bunlar Karaçay-Malkarlılardır.(Miziyev, 1979) Rus kaynaklarında Karaçay adı ilk olarak 1650 yılında geçer. Bu ad GürcistanGürcüstan'da, Mingrel bölgesine giden Rus elçisi Fedot Elçin'in 1649'da yazdığı bir notta Karaçai şeklinde tesbit edilmiştir. (Biciyev, 1978; 226) Tarihi araştırmalar Karaçay-Malkar halknı ancak 15. yüzyıldan sonra Karaçaylı, Malkarlı, Çegemli gibi adlarla tarih sahnesine çıktıklarını göstermektedir. Bu yüzyıla kadar Karaçay-Malkar halkını oluşturan etnik unsurlarla ilgili bilgiler yeterince açık değildir.

Ancak tarihi araştırmalara ışık tutan dilbilim verileri ve arkeolojik-etnolojik araştırma sonuçları Karaçay-Malkar halkının kökeni ile ilgili pek çok sorunun aydınlatılmasında son derece etkili olmaktadır.

Bazı bilim adamları ise Karaçay-Malkar halkının Kafkasya'nın otokton (yerli) halklarından olduklarını ve bunların zamanla dil açısından Türkleştikleri görüşünü savunmaktadırlar. Kanaatimce bu görüşlerin hepsi de gerçek payı taşımaktadır.
Karaçay-Malkar halkının etnik yapısını oluşturan eski kavimler arasında Hunlar, Kara Bulgarlar, Alanlar, Hazarlar ve Kıpçaklar başta gelmektedir. Avarlar ve Peçeneklerin de bir dereceye kadar etkili oldukları söylenebilir.

Hun Türklerinin Orta Asya'dan batıya göçerek M.S. 370-375 yıllarında İdil (Volga) Irmağını geçip, Kafkasların kuzeyinde yaşayan Kuban Alanları'nı boyundurukları altına aldıkları bilinmektedir. (Grousset, 1980; 88)

Batı Hunlarının bir kolu olan Bulgar Türkleri'nin 3.-4. yüzyıllarda Kuban bölgesine yerleştikleri anlaşılıyor. (Feher, 1984; 5) Bizanslı tarihçi Diyonysius de Charax Hunların 330 tarihlerinde Kafkaslar'ın güneyine kadar indiklerini kaydetmiştir. Bunlar da Hunlar'ın Bulgar kolu idi. (Kurat, 1972; 12) M.S. 3. yüzyılda yaşayan Suriyeli tarihçi Mar Abas Katuni'ye göre ise Bulgar Türkleri, M.Ö. 149-127 yıllarında Kafkaslar'ın kuzeyinde bulunuyorlardı. (Kurat, 1972; 108) 558 yılında Kafkasya'ya gelen Avar Türkleri, bir kısım Bulgar boyları ile birlikte Balkanlar'da, Tuna bölgesine göç ettiler. 671 yılında liderleri Asparuk komutasında Balkanlar'a giden ve bugünkü Bulgaristan'a adlarını veren Bulgar Türkleri, orada Slav kabileleri arasında eriyip yok oldular.
Kafkasya'da kalan Kuban Bulgar Türkleri ise Alan ve Çerkeslerle yaşamaya devam ettiler. (Avcıoğlu, 1978; 720)
Bizans kaynakları, Bulgar Türklerinin 7. yüzyıla kadar Kuzey Azak Bozkırlarında göçebe hayatı yaşadıklarını ve Han'ları Kubrat'ın ölümüyle dağıldıklarını yazmaktadır. Kubrat'ın büyük oğlu Batbay Azak'ta kalmış, Kotrag adındaki ikinci oğlu Don Irmağı'nın karşısına yerleşmiştir. Üçüncü kardeş Asparuk ise Tuna boylarına göç etmiştir. Azak Denizi'nin kuzey kıyılarında yerleşen Batbay'ın kabilesi, Bizans ve Rus kaynaklarında Kara Bulgarlar adıyla geçmektedirler.

Arkeoloji ile dilbilimin ortak çalışması sonucunda Hun-Bulgar Türklerinin Karaçay-Malkar halkının etnik yapısını oluşturan ilk Türk boyu olduğu görülmektedir. Karaçay-Malkar bölgesinde ortaya çıkarılan runik harfli yazıtlar birçok yönden Orhun yazıtlarına benzemektedir. Ancak bu yazıtlar, Orhun yazıtlarından çok daha önce oluşmuş bir yazı sistemini ve Hun-Bulgar Türkçe'sinin özelliklerini yansıtmaktadır.

Karaçay-Malkar dilinin tam bir Kıpçak Türkçe'si özelliği taşıması ve Kıpçaklar'ın yaklaşık ikiyüz yıl kadar Kafkasya ve kuzeyindeki bozkırların tek hakimi olmaları, Karaçay-Malkar halkının etnik yapısını oluşturan en önemli unsurun Kıpçaklar olduğunu akla getirmektedir.

Doğu kaynaklarında Kıpçak, Batı kaynaklarında ise Koman (Kuman) adıyla tanınan bu kavim, Rus kaynaklarında Polovtsı şeklinde geçmektedir.

11. yüzyılda Orta Asya'daki İrtiş Irmağı boylarından Uralları aşarak İdil sahasına gelen Kıpçaklar, burada İdil Bulgarları ile karışmaya başlamışlardır. Aşağı İdil boyuna giden Kıpçaklar ise Peçenekler'den boşalan yerleri işgal ederek Kuzey Kafkaslar'da Kuban boylarına kadar inmişlerdir.

1223 yılında Cengiz Hanın orduları ile karşılaşan Kıpçaklar Alanlarla birleşmek istediler. Önce Alanlar üzerine yürüyen Moğollar onları yenerek Kuban kıyılarındaki Kıpçaklar'a doğru harekete geçtiler. Kıpçakların bir kısmı kuzeydeki bozkırlara kaçarken, küçük bir kısmı da öteden beri bu bölgede yaşayan Kuban Bulgarları ve Alanlar'la birleşerek Kafkas Dağlarına sığındılar. Karaçay-Malkar halkının etnik yapısının bundan sonra yavaş yavaş şekillenip tamamlanmaya başladığı sanılmaktadır. Kafkas Dağlarına sığınan Kıpçaklar'ın Alanlar ve Bulgarlar üzerinde bir dil hakimi-yeti kurdukları düşünülmektedir. Çünkü Karaçay-Malkar dili Kıpçakça'nın bütün özelliklerini taşımaktadır.

Karaçay-Malkar halkının temelini oluşturan Bulgar-Alan-Kıpçak kavimleri yüzyıllar boyunca, kimi zaman savaşarak, kimi zaman barış içinde Çerkes, Abaza, Oset, Gürcü gibi Kafkas halkları ile komşu olarak yaşamışlar ve birbirlerinin kültürlerinden etkilenmişlerdir. Sosyoloji ve sosyal antropoloji'de "kültürleşme" kavramı ile açıklanan bu etkileşim sonucunda Kafkas halklarının ortak kültürel değerleri olan giyim, gelenekler, yaşam tarzı, üretim biçimi gibi müşterek unsurlar Kafkas halkları arasında yayılmıştır. Bunlar kuzeyli Türk kavimleri ile Kafkas halkları arasında "kültürleşme" süreci sonunda ortaya çıkan yeni kültürel değerlerdir. Bunların oluşmasında her kavmin, her boyun az çok bir payı vardır.

Karaçay-Malkar halkının etnik yapısı incelendiğinde Khaberdey, Oset, Abaza ve Gürcü-Svan asıllı soyların varlığı dikkati çekmektedir. Bunlar kısa süre içinde tamamen asimile olmakla birlikte, beraberlerinde getirdikleri kültürel özelliklerle Karaçay-Malkar kültürünün zenginleşmesine ve renklenmesine katkıda bulunmuşlardır.

Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz ki, atlı göçebe kültürü ve geleneklerini Kıpçak bozkırlarından Kafkas dağlarına taşıyan eski savaşçı kavimlerin torunları olan Karaçay-Malkar Türkleri, Kafkas kültürünün gelişmesinde önemli rol oynamışlar ve bugün Kuzey Kafkasya halkları arasındaki değişmez yerlerini almışlardır.




Coğrafi Konumu:

Rusya Federasyonu'na bağlı Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti Kafkasya'nın Orta Kafkaslar adı verilen bölümünden batıya uzanan toprakları üzerinde yer alan sarp ve dağlık arazilerden, derin vadiler ve yüksek platolardan oluşur. Geri kalan kısmı ise kuzeydeki bozkır görünümlü geniş düzlüklerle kaplıdır.
Kuban Vadisi'nin orta ve yüksek kesiminde yer alır. Kuzeyinde Rusya (Stavrapol), doğusunda Kabardey-Balkar, güneydoğusunda Gürcistan, güneyinde Abhazya ve batısında ise Rusya ve Adıge bulunmaktadır. Başkenti Çerkesk'tir (115.000). Bu bölgenin toplam nüfusu 422.000'dir. Yüzölçümü ise 14.100 km2'dir.



İklim:karasal

    

Başlıca Kentler: Çerkesky ,Karaçayevs,Uçkalan,  Teberde ve Zelençuk

Alt İdari Bölgeler


Vust-Cegutinski, Zepençukski, Malokaraçayeski, Prikubanski, Habezki (Habez), Adigehablski (Adigehabl), Karaçayewski, Vrupski





Ulaşım: kara, hava ve demiryolu



karaçay-çerkesy haritası

siyasal statü

Daha önce "Özerk Bölge" olarak anılan Karaçay-Çerkes, 1992 Federasyon Anlaşması gereği Cumhuriyet statüsüne yükseltildi. Bölgede etnik ayrımcılık, Kafkasya'daki diğer cumhuriyetlere nazaran azdır. 4 Şubat 1996'da Uluslararası Çerkes Halkları Birliği'nin idari komitesi ve konseyinin toplantısı Abhazya'ya yaptırımlar uygulama kararını protesto etmek için yapıldı. 6 Mart 1996'da cumhuriyetin Cumhuriyetçi Başkanlık konusundaki referandum sonuçlarına dayalı yeni bir anayasal sistem benimsendi. Rusya Federasyonu ile sorumlulukları paylaşma konusunda anlaşma sağlanmıştı. Komünistler, bu muhafazakar bölgede hakim parti olarak kaldılar ve 1995'in sonundaki Federal Parlamento seçimlerinde oyların % 40'ını kazandılar.



Ekonomi

Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti bol miktarda iktisadi kaynaklara sahiptir. Kömür, bakır, mermer, çinko vs. çıkarılmaktadır. Sanayi esas itibariyle Çerkesk şehrindedir. Sanayinin % 65'i buradadır. Başlıca sanayi sahaları petro-kimyadır. Gıda maddeleri ve makine üretiminin yanısıra tekstil sektörü güçlüdür. Tarımda en çok bitki üretimi yapılmaktadır. Hububat, şeker pancarı, ayçiçeği, patates çok üretilmektedir. Hayvancılık da oldukça gelişmiştir. Özellikle at yetiştiriciliği çok önem taşımaktadır.

Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti'nde hayvan (koyun-sığır) üretimi ve tarım ekonominin ana öğelerini oluşturmaktadır. Kuzeyden güneye doğru gidildikçe tarım alanları azalır. Yerini otlaklar ve hayvancılık alır. Hayvancılığın gelişmesine paralel olarak özellikle Karaçay bölgelerinde yün, elişi örgü yapma adeta bir sektör halini almıştır.
Daha kuzeyde, ovalarda tahıl, mısır, meyve, sebze yetiştirilmektedir. Karaçay-Çerkes'te ağır endüstri kuruluşları yok denecek kadar azdır. Küçük gıda endüstrisi

Karaçay koyunu, Karaçay atı ve Karaçay köpeği dünyaca ünlüdür. Ülkede dağ turizmi, sağlık turizmi, av turizmi için olağanüstü güzel yerler vardır. Ayrıca Rusya Federasyonu'nun ikinci büyük çimento merkezidir. Bunun yanısıra makine, elektronik saat fabrikası, yakut, kimya, uranyum madeni, altın, taşkömürü işletmeleri ekonominin yoğunlaştığı alanlardır. Ayrıca 100'den fazla mineral suyu kaynağı vardır. Sanayii esas itibariyle Çerkesk şehrindedir.

Ürünler Ölçü  Miktar (bin)


Elektrik Enerjisi kW/s 900 

Kömür ton 210

Orman Ürünleri m3 42

Kereste m3 88.1

Trikotaj  adet 1.400 

Ayakkabı çift 9.185

Çimento ton 2.682

Beton - Demir ürünleri m3 1.407

Kerpiç (biriket)  adet 116.000

Şeker ton 45.1

Şekerleme ton 4.2 

Konserve kutu 14.400

Et üretimi ton 22.3

Yağ ton 1.3

Bitkisel Yağ ton 0.1

Hububat ton 182

Şeker pancarı ton 370 

Ayçiçeği  ton 27 

Patates  ton 179 

Sebze  ton 47 

Büyükbaş hayvan  adet 283 

Küçükbaş hayvan adet 28 

Domuz  adet 28

At adet 19.8



eğitim

Karaçay-Çerkesk'te 231 ortaokul, 34 teknikum, 1 üniversite vardır. Yılda yaklaşık 79 bin öğrenci ortaokulda, 5100 öğrenci teknikumlarda ve 4100 öğrenci de üniversitede okumaktadır. Anadil ile eğitim yapılmaktadır. Her dört kişiden biri Yükseköğrenime devam etmektedir. Bölgede okuma-yazma oranı en yüksek ülkedir .

Nüfus

 Nüfusu 2002 senesinde yapılan sayıma göre, 439.470'dür. Nüfusun %44'ü kentli, % 56'sı köylüdür. Etnik açıdan,nüfusun % 38.5'i Karaçay (169.198), % 33.6'sı Rus (147.878), % 11.3'ü Çerkes (49.591), % 7.4'ü Abaza (32.346) ve % 3.4'ü de Nogay'dır (14.878). Ortodoks Hıristiyan olan Ruslar dışındaki dört etnik topluluk Sünni/Hanefi Müslümandır ve 5 dil de resmi dildir, okullarda okutulur, Karaçay-Çerkes Devlet Üniversitesi'nde incelenir ve öğretilir. Yine bu beş topluluğun dilinde gazete, dergi, kitap yayını vardır. Karaçaylar, cumhuriyetin başkenti Çerkessk ile doğusunda ve güneyinde yoğun olarak bulunurlar: Karaçay, Ust-Cegota ve Malo Karaçay rayonları. Ruslar başkent Çerkessk dışında, batıdaki Zelençuk ve Prikuban rayonlarında, Çerkesler ve Abazalar ise, kuzey batıdaki Küçük ve Büyük Zelençuk ırmakları vadilerini kapsayan Habez, Adıge-Hable ve Abaza rayonları ile Çerkessk'te yaşamaktadırlar. Nogaylar ise en kuzeydeki Adıge-Hable rayonunun kuzey düzlüğündeki 5 köyde yoğun olarak barınmaktadırlar.Bu yörede 5 köyü ve 15 bin nüfusu içerecek bir Nogay rayonu kurma çalışmaları sürdürülmektedir. 1959 yılından beri Rus nüfus sayısı ve oranı düşmekte,diğer dört grupun,özellikle Karaçaylarınki artmaktadır. Resmi diller,yukarıda da değinildiği gibi Karaçayca, Rusça, Çerkesçe (Kabartay lehçesi), Abazaca (Abazin) ve Nogayca'dır.

kültür Edebiyat

Kafkasya halkları arasında Türk unsurunun en önemli bölümünü meydana getiren Karaçay-Malkar Halkı, yüzyıllardan beri Kuban Irmağı'nın kaynak bölgesinde, Kafkasların zirvesi Elbrus Dağı'nın doğu ve batısında yer alan yüksek dağlık arazideki derin vadilerde yaşamaktadırlar. Tarihi, antropolojik, arkeolojik ve sosyo-linguistik araştır-malar, Karaçay-Malkarlılar'ın bu bölgede uzun yıllar hakimiyet kuran çeşitli eski Türk kavimlerinin torunları olduklarını göstermektedir. Yüzyıllar boyu birlikte yaşamanın doğal sonucu olarak Karaçay-Malkar Halkıyla komşu yerli Kafkas halkları arasında etkileşmeler, etnik karışma ve kaynaşmalar da olmuştur.

Kendilerine Tavlu (Dağlı) adını veren Karaçay-Malkarlılar dillerini, Tav til (Dağ Dili) ya da Tavça (Dağ ca) adıyla tanımlarlar.
Karaçay ve Malkar adlarının kökenleri ile ilgili değişik görüşler vardır. Kendi aralarında yaşayan rivayetlere göre Karaçaylıları şimdiki yurtlarına, Karça adındaki beyleri getirmiştir. Karça adı zamanla değişerek, Karaçay biçimine dönüşmüştür.
Önceleri Elbrus Dağı'nın doğusunda, Baxhsan (Bahsan) vadisinin yukarı kısımlarında yaşayan dağlıların bir bölümü, Elbrus'un batısında yer alan Kuban (Koban) Irmağı'nın kaynak havzasındaki yüksek vadilere göçmüşler ve Hurzuk, Uçkulan, Kart Curt adlı köyleri kurarak bu bölgeye, Ullu Karaçay adını vermişlerdir. Zamanla Teberdi, Cögetey, İnçik (Zelençuk), Mara gibi ırmak boylarındaki vadilere yerleşen dağlılar, Karaçaylı adını bir kabile adı olarak benimsemişlerdir.

Elbrus Dağı'nın doğusunda kalan dağlılar ise Bakhsan, Çegem, Çerek vadilerine yerleşmişlerdir. Çerek Irmağı'nın bulunduğu vadiye dağlılar, Malkar vadisi adını vermişler ve buraya yerleşenler, Malkarlı adıyla anılmışlardır. Baxhsan, Çegem ve diğer vadilerde yaşayanlar da oturdukları vadilerin adlarını alarak Bahsanlı, Çegemli, Holamlı gibi adlarla tanınmışlardır.

Khaberdey Çerkeslerinin Karaçay-Malkar halkına, Adığe dilinde "dağlı" anlamına gelen "Khuşha" adını verdikleri bilinmektedir. 19. yüzyıl başlarında Kafkasya'yı gezen Avrupalı gezgin J.Klaproth, Khaberdey Çerkeslerinin Karaçaylılara "Karçaga - Khuşha", Malkarlılara "Balkar-Khuşha", Çegemlilere "Şecem-Khuşha" adlarını verdiklerini yazmaktadır. (Klaproth, 1823)
1917 Sovyet İhtilaline kadar Malkar ya da Balkar adı yalnızca Çerek vadisinde yaşayan dağlıları içine almaktaydı. Diğer vadilerde yaşayanlar Bahsanlı, Çegemli, Holamlı gibi adlarla tanınıyorlardı. Bugün bunların hepsine yabancı halklar tarafından Balkar adı verilmiştir ki, kendi aralarında bu ad Malkar biçiminde söylenir.

Malkar ya da Balkar adının kökeni konusunda çeşitli görüşler ileri sürülmektedir. Prof. M. Miller gibi bilimadamları, Balkar ve Bulgar kelimeleri arasındaki yakın benzerlikten dolayı, Balkarlıların Hunlar'ın bir boyu olan eski Bulgar Türklerinin soyundan geldiklerini ileri sürmektedirler. (Miller, 1985; 42) Karaçay - Malkar Türklerinin gerçekten de Hunlardan ayrılan Kuban Bulgarları'nın günümüzdeki torunları olmaları bu görüşü desteklemektedir. Ancak şahsi fikrimize göre Bulgar kelimesinin, Balkar şekline dönüşmesi dilbilim verileri açısından oldukça şüpheli görülmektedir. Dilde sürekli olarak kurallı biçimde işleyen ses değişimleri bulunur. Linguistik araştırmalar Türk dillerinde "k", sesinin "g", sesine dönüştüğünü göstermektedir. Bunun tersi bir durum, dilbilim verilerinde mevcut değildir. Dolayısıyla Bulgar kelimesinin, Balkar biçimine dönüşmesi, linguistik açıdan mümkün görülmemektedir.

Karaçay-Malkar Halkının 15. yüzyıla kadar Kafkasya' da hangi etnik adla tarih sahnesinde boy gösterdiği bilinmemektedir. 1404 yılında Kafkasya'da bulunan Başpiskopos Johannes de Galonifontibus Karaçay halkını "Kara Çerkesler" adıyla tanımlamıştır. (Tardy, 1978; 105) Daha sonraki yüzyıllarda Kafkasya'yı ziyaret eden Avrupalı misyoner ve araştırmacılar da aynı tanımı kullanmışlardır.

1635-1653 yılları arasında Kafkasya'da bulunan İtalyan misyoner A.Lamberti'nin notlarında Karaçaylı (Caracioli) ve Kara Çerkes adlarının birlikte anılması daha önceki yüzyıllarda araştırmacıların Kara Çerkesler adını verdikleri halkın Karaçaylılar olduğu konusundaki şüpheleri de ortadan kaldırmaktadır.

Avrupa kaynaklarında Karaçay adına ilk olarak 17. yüzyıl başlarında rastlanmasına karşılık, Osmanlı kaynaklarında Karaçay adı ilk olarak 16. yüzyılda geçer, Topkapı Sarayı arşivinde bulunan Mühimme Defterlerinin 44. cildinde, 6 Aralık 1582 tarihli, 222 hüküm numaralı bir fermanda, Osmanlı hazinesinin Azak yolu ile Demirkapı-Şirvan'a ulaştırılmasında yardımlarından faydalanılan Karaçay beyi Kaziy oğlu Mirzabek'e hizmetinden dolayı gönderilen hediyelerden söz edilmektedir. Yine Mühimme Defterlerinin 32. cildinde bulunan 10 Mayıs 1578 tarihli, 456 hüküm numaralı bir belgede, tarihte ilk olarak Balkar (Malkar) adı geçmektedir.

Rus kaynaklarında ise Malkar adından ilk olarak 1629 yılında İ.A. Daşkov bahsetmektedir. (Miziyev, 1979) 1629 yılında yurdunun sınırları hakkında Rus Çarına bilgi veren Gürcü-İmeretya Kralı 2. Levan, kuzey sınırlarında dağlı Çerkeslerin yaşadığını belirtmektedir. Bunlar Karaçay-Malkarlılardır.(Miziyev, 1979) Rus kaynaklarında Karaçay adı ilk olarak 1650 yılında geçer. Bu ad GürcistanGürcüstan'da, Mingrel bölgesine giden Rus elçisi Fedot Elçin'in 1649'da yazdığı bir notta Karaçai şeklinde tesbit edilmiştir. (Biciyev, 1978; 226) Tarihi araştırmalar Karaçay-Malkar halknı ancak 15. yüzyıldan sonra Karaçaylı, Malkarlı, Çegemli gibi adlarla tarih sahnesine çıktıklarını göstermektedir. Bu yüzyıla kadar Karaçay-Malkar halkını oluşturan etnik unsurlarla ilgili bilgiler yeterince açık değildir.

Ancak tarihi araştırmalara ışık tutan dilbilim verileri ve arkeolojik-etnolojik araştırma sonuçları Karaçay-Malkar halkının kökeni ile ilgili pek çok sorunun aydınlatılmasında son derece etkili olmaktadır.

Bazı bilim adamları ise Karaçay-Malkar halkının Kafkasya'nın otokton (yerli) halklarından olduklarını ve bunların zamanla dil açısından Türkleştikleri görüşünü savunmaktadırlar. Kanaatimce bu görüşlerin hepsi de gerçek payı taşımaktadır.
Karaçay-Malkar halkının etnik yapısını oluşturan eski kavimler arasında Hunlar, Kara Bulgarlar, Alanlar, Hazarlar ve Kıpçaklar başta gelmektedir. Avarlar ve Peçeneklerin de bir dereceye kadar etkili oldukları söylenebilir.

Hun Türklerinin Orta Asya'dan batıya göçerek M.S. 370-375 yıllarında İdil (Volga) Irmağını geçip, Kafkasların kuzeyinde yaşayan Kuban Alanları'nı boyundurukları altına aldıkları bilinmektedir. (Grousset, 1980; 88)

Batı Hunlarının bir kolu olan Bulgar Türkleri'nin 3.-4. yüzyıllarda Kuban bölgesine yerleştikleri anlaşılıyor. (Feher, 1984; 5) Bizanslı tarihçi Diyonysius de Charax Hunların 330 tarihlerinde Kafkaslar'ın güneyine kadar indiklerini kaydetmiştir. Bunlar da Hunlar'ın Bulgar kolu idi. (Kurat, 1972; 12) M.S. 3. yüzyılda yaşayan Suriyeli tarihçi Mar Abas Katuni'ye göre ise Bulgar Türkleri, M.Ö. 149-127 yıllarında Kafkaslar'ın kuzeyinde bulunuyorlardı. (Kurat, 1972; 108) 558 yılında Kafkasya'ya gelen Avar Türkleri, bir kısım Bulgar boyları ile birlikte Balkanlar'da, Tuna bölgesine göç ettiler. 671 yılında liderleri Asparuk komutasında Balkanlar'a giden ve bugünkü Bulgaristan'a adlarını veren Bulgar Türkleri, orada Slav kabileleri arasında eriyip yok oldular.
Kafkasya'da kalan Kuban Bulgar Türkleri ise Alan ve Çerkeslerle yaşamaya devam ettiler. (Avcıoğlu, 1978; 720)
Bizans kaynakları, Bulgar Türklerinin 7. yüzyıla kadar Kuzey Azak Bozkırlarında göçebe hayatı yaşadıklarını ve Han'ları Kubrat'ın ölümüyle dağıldıklarını yazmaktadır. Kubrat'ın büyük oğlu Batbay Azak'ta kalmış, Kotrag adındaki ikinci oğlu Don Irmağı'nın karşısına yerleşmiştir. Üçüncü kardeş Asparuk ise Tuna boylarına göç etmiştir. Azak Denizi'nin kuzey kıyılarında yerleşen Batbay'ın kabilesi, Bizans ve Rus kaynaklarında Kara Bulgarlar adıyla geçmektedirler.

Arkeoloji ile dilbilimin ortak çalışması sonucunda Hun-Bulgar Türklerinin Karaçay-Malkar halkının etnik yapısını oluşturan ilk Türk boyu olduğu görülmektedir. Karaçay-Malkar bölgesinde ortaya çıkarılan runik harfli yazıtlar birçok yönden Orhun yazıtlarına benzemektedir. Ancak bu yazıtlar, Orhun yazıtlarından çok daha önce oluşmuş bir yazı sistemini ve Hun-Bulgar Türkçe'sinin özelliklerini yansıtmaktadır.

Karaçay-Malkar dilinin tam bir Kıpçak Türkçe'si özelliği taşıması ve Kıpçaklar'ın yaklaşık ikiyüz yıl kadar Kafkasya ve kuzeyindeki bozkırların tek hakimi olmaları, Karaçay-Malkar halkının etnik yapısını oluşturan en önemli unsurun Kıpçaklar olduğunu akla getirmektedir.

Doğu kaynaklarında Kıpçak, Batı kaynaklarında ise Koman (Kuman) adıyla tanınan bu kavim, Rus kaynaklarında Polovtsı şeklinde geçmektedir.

11. yüzyılda Orta Asya'daki İrtiş Irmağı boylarından Uralları aşarak İdil sahasına gelen Kıpçaklar, burada İdil Bulgarları ile karışmaya başlamışlardır. Aşağı İdil boyuna giden Kıpçaklar ise Peçenekler'den boşalan yerleri işgal ederek Kuzey Kafkaslar'da Kuban boylarına kadar inmişlerdir.

1223 yılında Cengiz Hanın orduları ile karşılaşan Kıpçaklar Alanlarla birleşmek istediler. Önce Alanlar üzerine yürüyen Moğollar onları yenerek Kuban kıyılarındaki Kıpçaklar'a doğru harekete geçtiler. Kıpçakların bir kısmı kuzeydeki bozkırlara kaçarken, küçük bir kısmı da öteden beri bu bölgede yaşayan Kuban Bulgarları ve Alanlar'la birleşerek Kafkas Dağlarına sığındılar. Karaçay-Malkar halkının etnik yapısının bundan sonra yavaş yavaş şekillenip tamamlanmaya başladığı sanılmaktadır. Kafkas Dağlarına sığınan Kıpçaklar'ın Alanlar ve Bulgarlar üzerinde bir dil hakimi-yeti kurdukları düşünülmektedir. Çünkü Karaçay-Malkar dili Kıpçakça'nın bütün özelliklerini taşımaktadır.

Karaçay-Malkar halkının temelini oluşturan Bulgar-Alan-Kıpçak kavimleri yüzyıllar boyunca, kimi zaman savaşarak, kimi zaman barış içinde Çerkes, Abaza, Oset, Gürcü gibi Kafkas halkları ile komşu olarak yaşamışlar ve birbirlerinin kültürlerinden etkilenmişlerdir. Sosyoloji ve sosyal antropoloji'de "kültürleşme" kavramı ile açıklanan bu etkileşim sonucunda Kafkas halklarının ortak kültürel değerleri olan giyim, gelenekler, yaşam tarzı, üretim biçimi gibi müşterek unsurlar Kafkas halkları arasında yayılmıştır. Bunlar kuzeyli Türk kavimleri ile Kafkas halkları arasında "kültürleşme" süreci sonunda ortaya çıkan yeni kültürel değerlerdir. Bunların oluşmasında her kavmin, her boyun az çok bir payı vardır.

Karaçay-Malkar halkının etnik yapısı incelendiğinde Khaberdey, Oset, Abaza ve Gürcü-Svan asıllı soyların varlığı dikkati çekmektedir. Bunlar kısa süre içinde tamamen asimile olmakla birlikte, beraberlerinde getirdikleri kültürel özelliklerle Karaçay-Malkar kültürünün zenginleşmesine ve renklenmesine katkıda bulunmuşlardır.

Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz ki, atlı göçebe kültürü ve geleneklerini Kıpçak bozkırlarından Kafkas dağlarına taşıyan eski savaşçı kavimlerin torunları olan Karaçay-Malkar Türkleri, Kafkas kültürünün gelişmesinde önemli rol oynamışlar ve bugün Kuzey Kafkasya halkları arasındaki değişmez yerlerini almışlardır.

ABAZİN KÜLTÜRÜ VE EDEBİYATI

Abazinler, kuzeydoğuya doğru yayılarak bugünkü Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti'ne göç etmeye başlayınca, diğer Çerkes grupları ile daha da yakınlaştılar, hatta bazı bölgelerde kaynaştılar. Deniz kıyısından göç başlamadan önceki çağlarda bile Abazaca ile diğer Çerkes dilleri arasında benzerlik ve akrabalık vardı. Hatta karakter, davranış ve yaşam olarak iki halk grubu benzeşirdi. Her iki topluluğun konuştuğu dillerin aynı kökten oluşu, benzeşme ve kaynaşmayı güçlendirmiştir. Abazinlerin Khaberdey, Abzex, Şapsığ, Bjeduğ gibi Adığe boyları arasına karışarak yerleşmesi sonucu bu yakınlık daha da artmıştır. Abazin dili ile Adığece birbirinden sözcükler, deyimler alarak, birbirlerini zenginleştirerek çağımıza ulaşmıştır. Abazince, Abhazca ile aynı kökten olmasına karşın gelişen Abazin Edebiyatı dokusunu ve tadını Adığe edebiyatına yakın bir biçimde oluşturmuştur. Adığelerin yaşayışı, gelenekleri, giyimi, sözlü edebiyatları, kısacası folklorü, Abazinlerinki ile ayrılmayacak derecede kaynaşmıştır. Özellikle de folklorik değerleri tek bir birlik içerisinde erimiş ve bütünleşmiştir. Bugün bile bu iki halk grubu, birbirlerine sıkı sıkıya bağlı olarak yaşamaktadırlar. Kafkasya'daki durum ile Türkiye'deki yapı benzeşmektedir. Hatta Uzunyayla köylerinde yaşayan her Abazin ailenin bir Khaberdey, Hatıkhuey veya Abzekh ailesi ile kan bağı vardır. Bu bağlar o denli güçlüdür ki, Uzunyaylalılar Adığe olsun, Abazin olsun, "Adığe" sözcüğünü kendilerine genel ad olarak seçmiş ve Çerkes sözcüğünün karşılığı olarak benimsemiştir.

Adığeler ve Abazinler, yüzyıllardan bu yana bir arada, iç içe, iyi ve kötü günleri, acıları, sevinçleri paylaşmakta, birlikte ağlayıp, birlikte gülmektedirler.

Yukarıda da açıkladığımız gibi folklorun her iki grup içinde aynı anlamı taşıması, sözlü edebiyat birliğini doğurmuştur. Destanlar, masallar, atasözleri, deyimler, bilmeceler hep aynıdır. Ancak bütün bu benzerliklere karşın, ayrıntılara inilerek yapılacak bir incelemeden her iki grubun sözlü edebiyatında kimi farklılıkları görmemek olası değildir. Abazin masal ve destanlarında Adığece söylenmiş destanlara göre daha katı, daha yalın bir realizm göze çarpar. Abazin sözlü edebiyatında epik özellik ağır basar. Örneğin; Abazin sözlü edebiyatının ilk akla gelen parçalarından "Khına Yipha Minat Lıwarad (Kına Kızı Minat'ın şarkısı), Mıjıkh Yıwarad (Mujik'in şarkısı), Dziwara şarkısı (Yağmur Duası) ve diğer bilmece, atasözü, destan, tekerleme gibi metinlerde bu epik özelliği hemen izleyebiliriz. Adığe sözlü edebiyatında ve özellikle Khaberdey tekstlerindeki tam anlamı ile retorik sanatı diyebileceğimiz, süslü Huahua geleneği ve söylemde süsleme çabası göze çarpar. Özellikle Khaberdey Halk Destanlarında, duygusal ağırlıklı, süslü ve biçimsel anlatımlar dikkati çeker.

Abazin sözlü edebiyatındaki bu katı gerçekçilik, yazılı edebiyata geçişte üretilen yapıtlarda da kendini belli eder. Abazin dilinin eğitim ve edebiyat dili haline gelmesinde, ilk Abazin yazılı edebiyat yapıtlarının yayınlanmasında, Abazin Kültür ve Edebiyat dünyasının mimarı, büyük eğitimci Tobil Talustan, sözlü edebiyatın bu katı gerçekçiliğini yapıtlarına aynen yansıtmıştır. İlk yapıtlarından olan "Zuli" 1927 yılında yayınlanmıştır. Kitabın bölümleri, "Zuli, Zarila, İşçi ve Çiftçi, Marje, Okul, Warad"dır. Bilindiği gibi genç edebiyatlar genelde "Dram" janrında doğar. Zuli'de de bu gelenek sürdürülmüştür. Bu kitap, Abazin Edebiyatının temelini atmasının yanısıra Karaçay-Çerkes Edebiyatının diğer dillerde yazılan ilk yapıtlarını da etkilemiş ve yönlendirmiştir. Zira Talustan, Karaçay-Çerkes sınırları içerisinde yaşayan tüm Çerkeslere seslenebilmek amacıyla yazdıklarını önce Adığece yazmış, sonra Abazinceye çevirmiştir.

Fransız Edebiyatının temel taşlarından sayılan Malerbe için kendi çağından sonra gelen yazarlar, şiirsel bir anlatımla "Enfin, Malerbe vin" (Nihayet Malerbe geldi) demişlerdi. Bu tümceyi Talustan için de çok rahat bir biçimde söyleyebiliriz. Abazin kültürünün, dilinin ve sanatının büyük ustası Tobil Talustan'la birlikte Abazin Edebiyatı, toprağı çatlatmış ve ilk filizlerini gün ışığına çıkartmıştır.

Tobil Talustan 1879 yılında, bugün Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti sınırları içinde bulunan Bibardkıt (yeni adı ile Albırğan) köyünde doğmuştur. İlk öğrenimini Arap harfleri ile yapmış, Kur'an'ı hatmetmiştir. 1914 yılında Albırğan medresesine okutman olarak atanmıştır. Din eğitimi dışında, bu medreseyi laik bir eğitim kurumu, halkın eğitildiği bir kültür yuvası haline getirmek için çalışmıştır. Eğitimi üretim aracı olarak kullanmak, yaşamın gereksinimlerini halka öğretmek; tarih, tabiat bilgisi, coğrafya, matematik ve edebiyat dersleri vermek için çalışmıştır.

Kendisine Puşkin, Lermontov, Neguma şora, Kaş'e Adilceri gibi klasiklerin çalışma yöntemlerini önek almıştır. Arap harflerinden adapte ederek Khaberdeyce ve Abazince için alfabeler hazırlamıştır. Ancak bu çalışmaları günümüze ulaşamamıştır. Bu çalışmaları, Çarlık yönetimince kuşku ile karşılanmış ve sık sık yurdundan uzaklaştırılarak sürgüne gönderilmiştir. Çalışmalarını 1915 yılında, Teberda kentinde toplanan Eğitim Kurultayına bir bildiri halinde sununca büyük bir tepki ile karşılaşmıştır. Kurultayda, çoğunluğu oluşturan din adamlarının saldırısına uğramış, linç edilmekten kendini zor kurtarmıştır. Sürgünden gizlice kaçıp yurduna döndükten sonra kırlarda, ormanlarda gizlenerek çalışmalarını sürdürmüştür. Ormanların kuytu köşelerine toplayabildiği gençleri okutmaya devam etmiştir.

Çarlık yönetiminin yıkılışından sonra köyüne dönerek modern ve çağdaş anlamda bir okul kurmuş ve çalışmalarını orada sürdürmüştür. Talustan gibi Abazin ve Adığe gruplarının hepsine birden yararlı olmaya çalışan kişilere az rastlanır. Abhaz Yazarı Gulya, Oset Ozanı Kosta, çağdaşı olan Ts'ağue Nuri ve Şocents'ık'u Ali yalnız kendi dillerinde ürün verdikleri halde Tobil, Adığe-Abazin gruplarını ayırmadan hepsinin eğitim ve ulusal kültürünün gelişimi için çalışmıştır. Khaberdey ve Çerkes bölgelerinde kullanılmakta olan Abazin ve Khaberdey alfabelerinin bugünkü düzeye ulaşmasında büyük emeği vardır.

İlk okuma kitapları, şiirler, şarkılar, destan derlemeleri, bilimsel araştırma ile ilgili kitapların hazırlanmasında önderlik etmiştir. Rus klasiklerinin halkının diline kazandırılmasında büyük katkıları vardır. 1927 yılında "Anadil", 1929-1930 yıllarında "Yeni Yaşam", "2.Sınıf Okuma Kitabı", 1932 yılında "Yeni Yol Okuma Kitabı", 1933'te "Köy Okulları İçin Alfabe", 1933-1936 yılları arasında "Yetişkinler İçin Alfabe ve Okuma Kitabı" onun ilk ürünleridir. Okul kitapları dışında yukarda sözünü ettiğimiz "Zuli ve Zarila" piyesleri Abazin yazılı edebiyatının ilk örnekleridir. Bu yapıtta özellikle 1920'lerden önce, eğitim görmemiş, kişiliği oluşmamış, ekonomik bağımlılığı olan, erkeğin elinde nerede ise ticaret metaı haline gelen, başlık kurumunun tutsağı olmuş, katı ve çağ gerisinde kalmış geleneklerin baskısı altında ezilen Çerkes kadınının acıklı durumu vurgulanmıştır. Aynı yapıtın Zarila bölümünde ise, eğitim görmüş, haklarının ve ödevlerinin bilincinde olan, başlık verilerek alınmamış, sevgi ve saygıya dayanan bir evlilik yapmış, kocası ve ailesi tarafından saygınlığı kabul edilmiş, mutlu bir Çerkes kadınının toplumdaki yeri ve topluma sunduğu hizmetler anlatılmıştır. Biraz önce sözünü ettiğimiz gerçekçi anlatım, bu yapıtta açıkça izlenebilmektedir. Talustan'ın çağdaşı olan Şocentsıuk Ali'nin Khaberdey Edebiyatının ilk ürünlerinden sayılan yapıtlarında gerçekçiliğin yanısıra sözlü Adığe edebiyatının özelliği olarak kabul ettiğimiz süslü anlatımı dantel gibi işlenmiş olarak görmekteyiz. Bu anlatımın en güzel örneği ise Ali'nin (Poem) romanı Kambotre-Latsere (Kambot ile Latse)'dir.

Abazin Edebiyatındaki yalın ve gerçekçi üslup, Talustan sonrası ürünlerde de süregelmiştir. Tobil İsmail aynı biçim ve geleneği "Azamat, Dağların Karanlığı, Dağlardaki şafak, Dağlardaki Aydınlık" adlı romanlarında sürdürmüştür. Jır Hamid bu biçim ve özelliğe bağlı kalmakla beraber, Adığe öykülerinde olduğu gibi, Abazin hikaye ve romanlarında da süslü anlatımın öncülerinden olmuştur. Bunda, belki de Jır Hamid'in Khaberdey dilini yazı dili olarak çok iyi bir biçimde kullanmasının da etkileri vardır. Bu insan sevgisi ile yoğrulmuş yazar, Talustan' dan sonra Abazin Edebiyatının ikinci temel taşıdır. Talustan'ın işlevini, kaldığı yerden o sürdürmüştür.

Jır Hamid 1912 yılında, Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti sınırları içinde bulunan Huıj Du (Büyük Huıj) köyünde doğmuştur. Talustan'ın önce öğrencisi, sonra iş arkadaşı olmuş, onun çalışma ve edebiyat geleneğini sürdürmüştür. Başlıca yapıtları "Özgürlüğü Olmayan Kadınlar, Oğlunun Kahramanlığını Anaya Göstermediler, Küt Burunlu Prens, Mutlu Karşılaşma, Doğru Yoldan, Yeni Deniz, Toprağımın Halkı, Ateşten Diken" ve öldüğü 1972 yılında yayınlanan "Güneşin Uyandırdıkları" başlıca yapıtlarıdır. Bunların dışında "Çerkes Khapşı", "Alaşara", "Oşhamahue", "Novi Mir", "Literaturnaya Moskovskaya" gibi gazete ve dergilerde de Abazince, Khaberdeyce ve Rusça olarak yüzlerce makale, öykü ve araştırmaları yayınlanmıştır.
Abazin Edebiyatının ikinci kuşak yazarlarından Thayts'ıxu Bemırza, Jır Hamid'in 60. Doğum yılı anısına basılan "Amara Yanarçıkhakuaz" (Güneşin Uyandırdıkları) adlı yapıta yazmış olduğu ön yazıda bu büyük yazarı bakın nasıl tanımlamakta;
"Kitabın satırları ile, harfleri ile halkına bilgi, kültür, uygarca ve insanca yaşam mesajı götürebileceğine inanan ve varlığını bu yola adayanlardandır, büyük yazarımız Jır Hamid, Huıj Du Köyü kırlarında düzgün pulluk çizgileri ile halkın üretim savaşına önderlik eden bu büyük insan, kalemi ile de halkın yaşamına doğru ve kestirme yollar çizmiştir."

Jır Hamid'in uyarıcı, yol gösterici sıcak sesinin, sevecen elinin uzanmadığı kimse kalmamıştır. Kafkasya'dan uzakta, başka kentlerde ve ülkelerde eğitimini sürdüren Kuzey Kafkasyalı gençlerin vatan özlemini gidermek, kendi öz kültürlerine bağlı kalmaları, ona yabancılaşmamalarını sağlamak için çıkartılan her gazete sayısı, her kitapçık Jır Hamid'in elleri ile postalanmış bu gençlere... 1971 yılının Kasım ayında yazmış olduğu bir mektubunda bakınız neler söylüyor: "Halkımız sayısal açıdan azdır, küçük bir toplumdur. Bu nedenle kendi öz kültürüne bağlı oldukça güçlü olabilir. Uzak kentlerde eğitim yapan, Kafkasya dışında başka ülkelerde, özellikle Ortadoğu ülkelerinde yaşayan delikanlılarımız, kızlarımız, vatanı özledikçe bu küçük kitabımızla, gazetemizle konuşsunlar. Yayınlarımız kesintisiz ulaşmalı onlara, en büyük amacım budur... Sevgili küçük kardeşim, yüzünü henüz görmediğim değerli Özdemir, o eski, köhne Abazin dünyasını aydınlığa çıkaran pencereyi açan büyük Thamademiz Tobil Talustan'ı okuduğunu yazıyorsun... Çok sevindim. Umarım Talustan'ın Sosrıkhua misali, getirdiği aydınlığın ışıkları ile yıkanırsın, beslenirsin..." Yine Thayts'ıxu Bemırza, onun ölümü üzerine bakın neler söylüyor: "Hamid, yaşamımızdan çekilmedi; yüreğini, aklını, parça parça halka bölüştürdüğü için kalbi durdu. Kanı kurudu. Abazin halkı sonsuzluğa dek onun ismini anacak, kitaplarını okuyacak, yapıtlarından gurur duyacaktır."

Abazin Edebiyatının ikinci kuşak yazarlarının yapıtlarını tek tek tanıtmak, hepsini bu kitaba sığdırmak olanaksızdır. şimdilik isimleri ile tanıtmakla yetineceğiz. Jır Hamid, Tseykhua Basarbiy, Tobil İsmail gibi Talustan'ın ilk öğrencilerinden sonra, aynı edebiyat geleneğini sürdüren ve büyük romanlar veren Cıguatan Kali, Ozan ve Yazar Thaytsıukh Bemırza, Agırba Cemalettin, Brat Kuşuk, Tanbiy Ali, Lağuç Cemalettin, Ç'ık'ıt'u Mikael, Tlabıça Mira, Dağujey Muhammet, Şhay Katya, Agaçe Muhammet, Meremkhul Alimırza, Pışmaxue Abubekir, Şarmat Maharbiy ve şu anda adlarını sayamadığım sanatçılar Abazin dilini işleyerek sayısız şiir, tiyatro yapıtı, roman, öykü ve benzeri edebiyat yapıtlarını vermişlerdir.

Bu arada T'ıgu Vladimir, Adzınba Nazir, Tobil Melbahue Nuriye, Khılış Rauf, Yekba Nazir, Meremkhuıl Vladimir gibi gramer, sözlük çalışmaları, destan derlemeleri, pedagojik yapıtlar yayınlayan yeni kuşak yazarlar da Abazin Edebiyatının daha da gelişmesi ve kökleşmesi için sağlıklı adımlarla kendilerinden önce gelen sanat adamlarının yolunda ilerlemektedirler.

KAYNAKÇA
- Bu yazının hazırlanmasında, DOROGOY Sçastya (Sbornik Proyzuedeny Abazinsky Autorov - Çerkessk 1975) adlı derleme yapıttan büyük ölçüde yararlanılmıştır.
- Tığu Vladimir; Abaza Literatura Aşakugılara - Çerkessk 1966.
- Hamid Jirov; Razbyjennie Solitsem - Çerkessk 1972.



Leyla Bekiz ( 1929)


 Bekiz Leyla, 1929 yılında Kuzey Kafkasya'da, Karaçay-Çerkes Özerk Bölgesinde bulunan Psevuç'e Dakhe adlı Abaza köyünde doğdu. Babasının adı Bekiz Abubekir'dir. 1950 yılında, yörenin ulusal okullarında orta eğitimini tamamladıktan sonra Leningrad Üniversitesi'ne giderek Filoloji Fakültesi'nden mezun oldu.

1957 yılında Kafkasya'ya dönerek Karaçay-Çerkes Bilimler Araştırma Enstitüsü'nde dil ve edebiyat tarihi üzerinde çalışmaya başladı. Çerkes edebiyatının bu bölgedeki kurucuları arasında bulunan Abıko Halid, Dışek Muhammed, Ghoşeko Husin, Vohute Abdullah ve eserleriyle ilgili monografiler hazırladı. Yöresel Çerkes edebiyatıyla ilgili olan "Sovyet Devrindeki Çerkes (Karaçay-Çerkes Yöresi) Edebiyatı" adlı incelemesini yayımladı. Çeşitli dergi ve gazetelerde de Adige ve Abaza edebiyatlarının gelişmesi ve sorunları ile ilgili birçok makaleleri ve eleştiri yazıları yayınlandı.

1961 yılından beri S.S.C.B. Yazarlar Birliği'nin üyesi olan Leyla Bekiz, Kuzey Kafkasya edebiyatının ilk kadın eleştirmenlerinden birisi sayılmaktadır.



KARAÇAY-MALKAR EDEBİYATI  
     
Yazar Adilhan Adiloğlu    


Yazılı edebiyatı çok geç dönemlerde başlamakla birlikte köklü ve zengin bir halk edebiyatına sahip olan Karaçay-Malkar Türklerinin edebiyatını genel olarak “Sözlü Edebiyat” ve “Yazılı Edebiyat” şeklinde iki ana bölümde incelemek mümkündür. A. Sözlü Edebiyat 1. Mitoloji,  Pagan-Şaman Kültürüyle İlgili Mitolojik Destanlar ve Efsaneler, Karaçay-Malkar Türkleri, XVIII. yüzyıl ortalarında İslam dinini kabul edene kadar, pagan-şaman inançlarını devam ettirmişler ve buna bağlı olarak birtakım tanrı ve tanrıçalara inanmışlardır. İslam öncesi bu inanç kültür dönemine ait sözlü edebiyat ürünlerinin büyük bir kısmı, Karaçay-Malkar Türkçesinde genel olarak “cır” adı verilen destan ve halk şarkılarıyla günümüze kadar yaşatılarak korunmuştur.
aa

 

[s. 132] Yazılı edebiyatı çok geç dönemlerde başlamakla birlikte köklü ve zengin bir halk edebiyatına sahip olan Karaçay-Malkar Türklerinin edebiyatını genel olarak “Sözlü Edebiyat” ve “Yazılı Edebiyat” şeklinde iki ana bölümde incelemek mümkündür.

 

A. Sözlü Edebiyat

1. Mitoloji

Pagan-Şaman Kültürüyle İlgili Mitolojik Destanlar ve Efsaneler

Karaçay-Malkar Türkleri, XVIII. yüzyıl ortalarında İslam dinini kabul edene kadar, pagan-şaman inançlarını devam ettirmişler ve buna bağlı olarak birtakım tanrı ve tanrıçalara inanmışlardır. İslam öncesi bu inanç kültür dönemine ait sözlü edebiyat ürünlerinin büyük bir kısmı, Karaçay-Malkar Türkçesinde genel olarak “cır” adı verilen destan ve halk şarkılarıyla günümüze kadar yaşatılarak korunmuştur. Sözgelimi; Teyri, Çoppa, Erirey, Gutan, Gollu, Dolay, İnay, Apsatı ve Biynöger gibi mitolojik halk şarkılarının hepsi Karaçay-Malkar Türklerinin İslam öncesi pagan-şaman kültürünün ürünleridir.

Karaçay-Malkar Türkleri eski inançlarına göre “Teyri” [Tanrı] adını verdikleri ilahın bütün kainatı ve dünyayı yarattığına inanırlardı. Her türlü dert ve sıkıntılarının giderilmesi için ona dualar ederler, dilekler dilerlerdi.[1] Karaçay-Malkar Türkleri, “Teyri”den sonra en fazla hürmeti “Çoppa” adlı bir tanrıya gösterirler ve onun [s. 133] için dinî törenler yaparlardı. Sözgelimi, eski Karaçay köylerinden biri olan Uçkulan köyünde bütün halk kutsal saydıkları “Çoppa-Taş” [Çoppa’nın Taşı] adını verdikleri büyük bir kayanın çevresinde toplanır, Çoppa’nın şerefine çeşitli hayvanlar kurban eder, şölenler verir ve en sonunda herkes Çoppa-Taş’ın etrafında el ele tutuşup birtakım dinî danslar yaparlardı. Törenlerin sonunda Çoppa’dan; inek ve koyun gibi besledikleri hayvanlarının ürünlerinin bol ve bereketli olmasını, vahşi hayvanların saldırılarından korumasını; ekinlerin iyi yetişmesi için yağmur, başakların olgunlaşması için güneş; çocuğu olmayan kadınlar da çocuk dilerlerdi.[2]

Karaçaylılar eskiden ilkbaharda tarla sürmeye çıkmadan önce “Davle”nin [yer~toprak tanrısı] şerefine kurbanlar kesip şölenler verirler, Davle’den tarlaların kolay sürülmesini ve ürünlerinin bereketli olmasını dilerlerdi. Malkarlılar da aynı törenleri “Gollu” [ziraat ve mahsul tanrısı] için yaparlar, Gollu’dan tarlaların bol ürün vermesini dilerlerdi. Ekinler hasat edildikten sonra tanelerin başaktan ayrılması için harman yerinde düven sürülürken “Erirey”den [mahsul tanrısı] tanenin başaktan kolayca ayrılması ve ürünün bol olması dilenirdi. Hayvanlar yaylalara çıkarıldığı zaman vahşi hayvanların saldırılarından korunmak için Dolay’a [evcil hayvanları koruyan tanrısı], “Makkuruş”a [keçileri koruyan tanrı] ve “Aymuş”a [çoban ve koyunları koruyan tanrı] dualar edilirdi.[3]

Karaçay-Malkar Türklerinin eski kültüründe bir de geyik ve dağ keçisi cinsinden yabanî hayvanları koruyan “Apsatı” adında bir tanrı inanışı vardır. Bu inanışa göre, Apsatı beyaz bir dağ keçisi şeklinde tasavvur edilirdi. Apsatı, koruyucusu olduğu hayvanların kendisinden izinsiz olarak avcılar tarafından avlanmalarına müsaade etmezdi. Bunun aksini yapan avcılar, Apsatı tarafından lanetlenerek büyük felaketlere uğrarlardı. Sözgelimi “Biynöger” adlı [s. 134] destanda, Apsatı ve kızı Fatima tarafından lanetlenerek felakete uğrayan bir avcının hikayesi konu edilmektedir. Biynöger’in ağabeyi ölümcül bir hastalığa yakalanmıştır. Onun iyileşmesi için dişi bir geyiğin sütü gerekmektedir. Biynöger bu yüzden dağlarda dişi bir geyik aramaya başlar. Bir süre sonra aradığı dişi geyiği bulur ve günlerce onun peşinden dolaşır. Biynöger dişi geyiğin peşinden dolaşırken her nasılsa kendisini yalçın kayalıkların tepesinde bulur. Yalçın kayalıklardan aşağıya inmek mümkün değildir. Biynöger’in günlerce arkasından koştuğu dişi geyik aslında Apsatı’nın kızı Fatima’dır ve Biynöger’i lanetlemiştir. Aşağıya inmenin imkanı olmadığını anlayan Biynöger on beş gün boyunca yalçın kayalıkların tepesinde aç ve susuz yaşamaya çalışır. Fakat Biynöger daha fazla dayanamaz ve karısının da telkinleriyle kendisini kayalıklardan uçuruma atar. Sonuç olarak Biynöger, Apsatı’nın kızı Fatima’nın lanetine uğramış ve bunca avladığı geyiklerin bedelini hayatıyla ödemiştir. Ayrıca, Apsatı inancı; Osetlerde “Afsatı”, Gürcü-Svanlarda “Apsat”, Abhazlarda “Ajveypşaa”, Adigelerde “Mezitha” ve Çeçen-İnguşlarda “Elta” şeklinde diğer Kafkas halklarının kültüründe de yer almaktadır.[4]

Nart Destanları

Kuzey Kafkasya halklarının ortak kültür ürünlerinden biri olan Nart destanları, Karaçay-Malkar Türklerinin halk edebiyatında da önemli bir yere sahiptir. Karaçay-Malkar Nart destanları tarih öncesi tanrı, yarı tanrı ve insan üstü kahramanlarla ilgili olağan üstü olayları anlatan, uzun soluklu ve geniş oylumlu destanlardır. Bunların bir kısmı zamanla şiir biçimini kaybederek düzyazıya, efsane-hikaye biçimine dönüşmüştür. Kafkas halklarının hemen hepsinin halk edebiyatında yer alan Nart destanları birçok yönden birbirlerine [s. 135] benzemekle birlikte, aralarında bazı farklılıklar göstermekte, her halkın kendisine has millî vasıfları arz etmektedir. Sözgelimi, Abhaz ve Adigelerin Nart destanları daha çok eski Yunan mitolojisiyle benzerlikler gösterirken, Karaçay-Malkar Türklerinin Nart destanları ise eski Türk mitolojisine daha yakındır.

Karaçay-Malkar Nart destanlarının merkezinde olaylar ve kahramanlar vardır. Nart kahramanlarının düşmanlarına karşı yaptıkları mücadeleler, “emegen”lerle [insanüstü, çirkin dev yaratıklar] yaptıkları savaşlar ve Nartların kahramanlıkları, yiğitlikleri anlatılır. Nart kahramanları daha çok yiğitlik ve dinamizm yönünden karakterize edilmektedir. Onların savaş tutkuları, cesaretleri, halkı birtakım canavar ve devlere karşı korumaları; halkın hayatını kolaylaştırmak için gösterdikleri çabalar ve buldukları pratik çözümler Nart kahramanlarının en belirgin özellikleridir. Olağanüstü özelliklerle kuşatılan Nart kahramanları; yiğitliğin, cesurluğun ve mertliğin sembolüdürler. Onlar korkunun ne olduğunu bilmezler ve hatta ölümden bile korkmazlar. Karaçay-Malkar Nart destanlarında, Nart kahramanlarının hayat tarzları ve tabiatla ilgili betimlemeler birer ayrıntı olarak kalmaktadır.

Karaçay-Malkar Nart destanları ilk önce evrenin ve Nartların yaratılışını anlatan bir efsaneyle başlar. Buna göre; Güneş tanrısı güneşi, Yer tanrısı da yeri yaratmıştır. Gök ve yer yaratıldıktan sonra ikisi arasında insanoğlu yaratılmış. İlk insanlar Nartlar imiş. Tanrılar ilk olarak Nartların demircisi Debet’i yaratmışlardır. Debet, Gök tanrısı ile Yer tanrısının birleşmesinden doğmuştur. Debet’in kalbi ve kanı ateşten yaratılmıştır. Debet sadece ilk Nart kahramanı değil, aynı zamanda Nartların hem ilk demircisi, hem de ilk öğretmenidir. Debet, demir ve diğer madenlerini hiçbir alet kullanmadan çıplak elleriyle kolayca işleyebilmektedir. Karaçay-Malkar Nart destanlarında, Debet’in ölmediği, gökte, tanrıların katında hala yaşadığı ve demircilik yaptığı anlatılır.

Karaçay-Malkar Nart destanlarının kadın kahramanı Satanay-Biyçe’nin babası Güneş tanrısı, annesi ise Ay tanrısıdır. Satanay-Biyçe güzelliğin ve bilgeliğin sembolüdür. Bütün Nart kahramanlarını perde arkasından yöneten hep Satanay-Biyçe’dir. Satanay-Biyçe’nin [s. 136] doğa üstü gizli ve sihirli güçleri vardır. Her şeyi önceden bilir ve çok kuvvetli öngörüsü vardır. Nart kahramanlarının lideri konumumda olan Nart Örüzmek, gökten düşen bir meteor [kuyruklu yıldız] kayasının içinden doğmuştur. Sonra bir dişi kurt, Örüzmek’i alıp götürmüş ve kendi sütüyle beslemiştir. Nart Örüzmek, devlerin korkulu rüyasıdır. Örüzmek, Nart halkını haraca bağlayan ve Nart ülkesine yağmur yağmasını engelleyen Kızıl Fuk’u öldürüp Nartları özgürlüğe kavuşturmuştur. Nart  destanlarında çok zeki ve kurnaz biri olarak anlatılan Nart Sosuruk [veya Sosurka] bir granit kayasından doğmuştur. Sosuruk’un taştan doğmasıyla ilgili bu motif, Dede Korkut destanlarındaki Tepegöz’ün doğuşuna çok benzemektedir. Sosuruk her zaman pratik zekası ve kurnazlığıyla devleri yenmektedir.

Nart Alavgan, Debet’in on dokuz oğlundan en büyük olanıdır. Debet, oğullarının hepsini evlendirmiş ancak evlendirme işine en küçük oğlundan başlamak zorunda kalmıştır. Çünkü en büyük oğlu olan Nart Alavgan dev gibi iri yapılı biri olduğu için, Nart kızları arasından uygun bir eş bulunamamıştır. Bu yüzden Alavgan, dev kadınlarından biriyle evlenmek zorunda kalmıştır. Alavgan’ın oğlu Nart Şavay [veya Karaşavay] birtakım doğa üstü yeteneklere sahiptir. Sözgelimi, havayı istediği zaman soğuğa veya sıcağa çevirebilmekte, ayrıca istediği kılığa girebilmekte ve görünüşünü değiştirebilmektedir. Şavay’ın can yoldaşı olan atı “Gemuda” ise bir deniz atıdır. Yani denizin derinliklerinden gelmiştir. Kulaklarının arkasında balıklarda olduğu gibi solungaçlar vardır.[5]

2. Tarihî-Kahramanlık Destanları ve Halk Şarkıları


Karaçay-Malkar Türklerinin halk edebiyatında destan tarzında söylenen tarihî halk şarkıları çok önemli bir yere sahiptir. Karaçay-Malkar Türklerinin eski tarihini, sosyal hayatını ve toplumsal yapısıyla ilgili olayları destan tarzındaki halk şarkılarında görmek mümkündür.

[s. 137] “Batır Karça” destanında, Kabardey Çerkesleriyle toprak anlaşmazlığı sonucunda, Karaçaylıların efsanevi lideri Karça’nın halkıyla birlikte, Bashan vadisini terk ederek Koban vadisine göç edişi anlatılır. Karaçaylıların tarihi, Batır Karça destanıyla sıkı sıkıya ilişkilidir.

“Açey oğlu Açemez” destanında, Kafkasya’ya sefere çıkan Kırım Hanı’nın haraç toplamak ve dinlenmek için Karaçay-Malkar topraklarında konaklaması, daha sonra Kırım Hanı’nın burada Açey oğlu Açemez’den güzelliği dillere destan olan karısını bir geceliğine istemesi konu edilmekte, Kırım Hanı ile Açemez arasındaki karşılıklı münakaşadan sonra, Açemez’in namusunu korumak için Kırım Hanı’nı öldürmesi anlatılmaktadır.[6]

“Hasavka” ve “Bagatır oğlu Umar” adlı destanlarda, 1828 yılında General Emanuel komutasındaki Çarlık Rusyası ordularının Karaçay topraklarını işgali anlatılmaktadır. Hasavka destanında, Karaçaylıların ellerindeki eski ve ilkel silahlarla, modern savaş aletleriyle donanımlı Rus ordusuna karşı vatanlarını canla başla savunmaları anlatılmaktadır. Bagatır oğlu Umar destanında ise aynı şekilde Hasavka savaşı anlatılmakta ve Umar adlı yiğit bir Karaçaylının savaş sırasında gösterdiği kahramanlıklar dile getirilmektedir.[7]

Karaçay-Malkar Türklerinin tarihî halk şarkıları arasında; Kabardey, Abhaz, Oset, Gürcü-Svan gibi Kafkasyalı halkların tarihi olaylarını konu alan halk şarkıları da vardır. Sözgelimi; Cansohları, Düger Badinatı-Malkar Basiyatı, Ullu-Hoj gibi halk şarkıları bunlardan birkaçıdır. Kabardey-Çerkes prensleri arasında yönetimi ele geçirme mücadelesinin anlatıldığı “Cansohları” adlı tarihi halk şarkısı, bir Karaçay-Malkar halk edebiyatı ürünü olmasına karşın, destanda anlatılan olay ve kişiler tamamen Kabardey-Çerkesleri arasında geçmektedir.[8] “Düger Badinatı-Malkar Basiyatı” halk şarkısında da aynı şekilde Kuzey Osetya [Digor] prensleri arasındaki [s. 138] mücadeleler anlatılmaktadır.[9] “Ullu-Hoj” adlı ağıt türündeki halk şarkısında ise, Çarlık Rusyası ordularının 1864 yılında, Adige-Çerkeslerin “Hodz” adlı köyünü yakıp yıkması ve köyde yaşayan bütün halkı katletmesi anlatılmaktadır.[10]

3. Aşk Şarkıları ve Maniler

Karaçay-Malkar halk edebiyatında “süymeklik cır” adı verilen aşk şarkıları geniş bir yer tutmaktadır. Konuları genellikle; sevgilinin güzelliği, karşılıksız aşk, vs.dir. Çeşitli engeller nedeniyle iki sevgilinin birbirine kavuşamaması ve ölüm gibi kötü bir sonla bitmesi konular ise daha çok ağıt türü halk şarkılarına girmektedir. Karaçay-Malkar halk edebiyatındaki aşk konulu eski halk şarkılarına “Aycayak”, “Aktamak” ve “Kemishan” adlı şarkıları örnek olarak verebiliriz.

“Aktamak” adlı halk şarkısını, sözlü-halk edebiyatı döneminin son temsilcisi olan Unuh oğlu İsmail Semen [1891-1981], İja sülalesinden Yakup kızı Aktamak [asıl adı Anisat] için yapmıştır. İsmail Semen daha küçük yaşta iken bir düğünde görüp beğendiği Anisat adında bir kıza aşık olur. Yıllar geçtikçe, yüreğinde Anisat’a duyduğu aşk da büyümektedir. İsmail Semen nihayet sevdiği kız için bir şarkı yapar. Şarkının adına “beyaz boyunlu” anlamına gelen “Aktamak” adını verir. Bu aynı zamanda, Anisat’a verdiği takma addır. Sonunda, birbirlerini seven İsmail ile Anisat evlenerek mutlu sona kavuşmuşlardır. Aktamak adlı şarkı bütün Karaçaylılar tarafından çok sevilmiş, dilden dile dolaşarak bir halk şarkısı haline gelmiştir. Şarkı oldukça uzun olup iki bin dörtlükten fazladır.[11]

Karaçay-Malkar halk edebiyatında, aşk konulu halk şarkılarından başka, bir de “iynar” adı verilen maniler vardır. Bu manilerin, Anadolu’da söylenen manilerden bir farkı yoktur. Genellikle birinci, ikinci ve dördüncü mısraları kafiyelidir. İlk iki mısra ile son iki [s. 139] mısra arasında anlam bütünlüğü yoktur. Konuları genellikle aşk üzerinedir.

4. Ağıtlar

Karaçay-Malkar Türkçesinde “küv~küy”, “sıyıt” ve “sarın” adı verilen ağıtlar, Karaçay-Malkar halk edebiyatında önemli bir yer tutmaktadır. Çünkü, Karaçay-Malkarlılar gerek toplumsal, gerekse ferdî, olumsuz bir şekilde sonuçlanan, hemen hemen her bir olay ve durum için ağıt türünde bir halk şarkısı yapmışlardır. Karaçay-Malkar ağıtları; savaşta şehit olan yiğitler, salgın hastalıklar sebebiyle baş gösteren toplu ölümler, haksızlık ve tertip sonucu öldürülen yiğit gençler, birbirlerine kavuşamayıp ölen sevgililer, vb. gibi çok çeşitli konuları kapsamaktadır. “Gapalav”, “Kanamat”, “Akbiyçe ile Ramazan” ve “Zariyat” gibi ağıt türündeki halk şarkıları, Karaçay-Malkar ağıtlarından sadece birkaç örnektir.

“Kanamat” adlı ağıtta,  Töben Teberdi [Sıntı] köyünde Ebze sülalesine mensup Aliy oğlu Kanamat’ın 1886-1893 yılları arasında başından geçen olaylar anlatılmaktadır. Töben Teberdi köyünün muhtarı Cavba oğlu Tokmak, Çarlık Rusyası yönetimine şirin görünmek için suçsuz yere Kanamat’ı tutuklatarak hapse attırır. Ancak, Kanamat kısa bir süre sonra bir yolunu bulup hapisten kaçmayı başarır ve dağlara çıkar. Kanamat yedi yıl boyunca dağlarda perişan bir şekilde dolaştıktan sonra bu şekilde yaşamanın bir sonu olmayacağını düşünerek Karaçay’dan temelli gitmeye karar verir. Gerekli kağıtları hazırlatmak üzere, o dönemde Karaçay’ın merkezi konumunda olan Uçkulan köyüne gider. Fakat, Uçkulan köyünün ileri gelenleri birtakım hilelerle Kanamat’ı yakalamak için pusu kurarlar. Kanamat epey bir zaman teslim olmamak için direnir fakat sayıca fazla olan muhafızlar tarafından öldürülmekten kurtulamaz. Kanamat’ın haksız yere tutuklanması, yedi yıl boyunca dağlarda kaçarak yaşaması ve nihayetinde pusu kurularak öldürülmesine Karaçay halkı çok üzülmüş ve onun adına bir ağıt yapmıştır.[12]

5. Dua-Dilek ve Beddua

[s. 140] Karaçay-Malkar halk edebiyatında “algış” adı verilen dua-dilekler; eski inanç, sihir ve büyüden birtakım unsurlar alarak beslenen ve birtakım müspet ve menfi hükümler bildiren, şiir biçiminde ve kafiyeli, bazıları uzun, bazıları ise kısa olan sözlü gelenek ürünleridir. Karaçay-Malkar halk edebiyatında; düğün gibi insanların sevinçli ve mutlu olduğu ortamlarda, sağlık veya hastalık durumunda, yağmurun yağmasında, mahsulün bereketli olmasında, kısacası doğumdan ölüme kadar olup biten bütün her şey için söylenen bir dua-dilek vardır. Bunun dışında, “kargış” adı verilen beddualarda ise; genel olarak kişinin kendisine veya yakınlarına zararı dokunan bir kişiye veya kişilere şiddetli bir şekilde bela okuması veya lanet etmesi anlatılır.

6. Nükteler ve Hicivler

Karaçay-Malkar halk edebiyatında “çam-cır” adı verilen nükteli halk şarkıları ile “seleke” adı verilen hicivlerin önemli bir yeri vardır. Bu tür halk şarkılarında genellikle kişilerin yaptığı birtakım hal ve hareketleri kimi zaman şakayla karışık, komik bir şekilde; kimi zaman da sert ve olumsuz bir şekilde hicvedilerek anlatılmaktadır. Konuları genellikle; idare edenler ile idare edilenler arasındaki sosyal ve ekonomik çatışmalar, kişilerin birtakım uygunsuz davranış ve tavırları, dinî inanç ve adetler ile birtakım yasak davranışlar vs. hakkındadır. Nükteli halk şarkılarına örnek olarak “Cörme”, “Bayçoralanı Kara-Caş” ve “Tav Kışlıkla” adlı şarkıları gösterebiliriz.[13] Meşhur halk şairi Kalay oğlu Appa’nın şiirleri, Karaçay-Malkar hiciv ürünlerinin en güzel örneklerini teşkil etmektedir.

7. Nasreddin Hoca

Halk söylencelerine göre, Eskişehir’in Sivrihisar ilçesinde doğup, Konya’nın Akşehir ilçesine ölen Nasreddin Hoca, Türkiye başta olmak üzere bütün Türk Dünyası’nda yaygın olarak bilinmektedir. Onun adına mal edilen fıkralar yalnız Türk dilinin konuşulduğu [s. 141] coğrafyada değil, Türklerle uzaktan yakından ilişki kurmuş birçok milletlerin kültüründe de yer almaktadır. Karaçay-Malkar halk edebiyatında “Nasra Hoca” adıyla bilinen Nasreddin Hoca’nın fıkraları, Türkiye’deki Nasreddin Hoca fıkralarıyla hemen hemen aynıdır. Birtakım esprilerin altında yatan bilgeliği ve pratik zekası ile korkusuz kişiliği ve hazırcevaplığıyla çıkar karşımıza. Karaçay-Malkar halk edebiyatındaki Nasra Hoca’nın fıkralarından bir örnek verelim; “Adamın biri Nasreddin Hoca’nın omzuna dokunup: Hoca görüyor musun, börekleri götürüyorlar demiş. Hoca, adama: Bana ne fayda? diye cevap vermiş. Adam: Börekleri sizin eve götürüyorlar deyince bu sefer Hoca: Peki o zaman sana ne fayda? demiş.”[14]

8. Ninniler, Çocuk Şarkıları, Tekerlemeler

Kaşgarlı Mahmut’ta ninni sözüne karşılık olarak “balu-balu” şeklinde geçen, Karaçay-Malkar Türkçesinde “bellaw” ve “beşik cır” adı verilen ninniler ile “sabiy cır” adı verilen çocuk şarkılarının Karaçay-Malkar halk edebiyatında önemli bir yeri vardır. Eski Karaçay-Malkar toplumunda çocukların yetiştirilmesine ayrı bir önem verilmiştir. Daha çok küçük yaşlardan itibaren toplumun adet ve gelenekleri öğretilir, adetler gereği çocuklar genellikle dede ve neneler tarafından yetiştirilirdi. Dede ve nenelerin torunları için söyledikleri çocuk şarkıları vardır.  Bunlar genellikle çocuklar oynatılırken söylenirdi. Sözgelimi; Bara-bara baz tabdım, Cuv-cuv-cuvala, Tarta-soza, Durku-durku” vs. adlı şarkılar bu tür şarkılara örnek olarak verilebilir.[15]

9. Atasözleri

Atasözleri, toplumların hayat tecrübelerinden kaynaklanan ve bilgeliğinin ürünü olan küçük cümle kalıplarıdır. Karaçay-Malkar Türkleri, Nart destanlarında geçen Nart kahramanlarını kendi ataları saydıklarından, atasözlerine de “Nart-söz” adını vermişlerdir. [s. 142] Nart-sözleri, Karaçay-Malkar Türklerinin eski hayat tarzını, eski kültürünü, sosyal ve ekonomik yapısını yansıtırlar. Basit kuruluşlu ama derin anlamlıdırlar.

Karaçay-Malkar Türkleri söz söylemeyi, konuşmayı ve sohbet etmeyi oldukça seven bir halktır. Özellikle de, bir topluluk içinde söz söylemek, daha doğrusu söz söylemesini bilmek, bir Karaçay-Malkarlı için en büyük hüner sayılır. Konuşmacı söz arasında fakat gerekli olduğu yerde, düşüncelerine veya söylemek istediklerine belirginlik ve güç katmak için Nart-sözler söylemeye özen gösterir. Çünkü kendisi de bilir ki “Nart-söz tilge can salır” [atasözü dile can verir].[16]

10. Bilmeceler

Karaçay-Malkar Türkçesinde “comak” adı verilen bilmecelerin halk edebiyatında önemli bir yeri vardır. Günümüzde artık çocukların bir oyun veya bir eğlence aracı haline gelen bilmecelerin, eski Karaçay-Malkar toplumunun kültür hayatında özel bir önemi ve ciddi görevleri olmuştur.

Karaçay-Malkar Türkleri eskiden bilmecelere o kadar önem verirlerdi ki, yetişkin hatta yaşlı Karaçay-Malkarlılar özellikle kış mevsimlerinde her gece “bilmece toplantıları” düzenlerlerdi. Bilmece toplantılarının kış gecelerinde yapılmasının sebebi; bahar, yaz ve sonbahar aylarının iş mevsimi olmasından kaynaklanıyordu. Öte yandan, tarla sürme zamanı ve koyunların kuzuladığı dönemler ile dini bayramlarda bilmece toplantıları düzenlemek, uğursuzluk sayıldığından, kesinlikle yasaklanmıştı.

Bilmece toplantılarında, yetişkin kişiler iki gruba ayrılır ve karşılıklı bilmeceler sorulur; bir bakıma bilgide, zekâda, muhakemede, hafızada, dikkatte, üstünlük yarışması yapılırdı. Bilmeceyi soran kişi, eğer karşısındaki kişi veya grup bilmecenin cevabını bilemezse, [s. 143] bilmecenin cevabı karşılığında bir köy isterdi. Bilmecenin cevabını bilemeyen kişi de onun bu isteğini kabul etmek zorunda kalır ve önce kendi seçtiği köylerden birini verirdi. Fakat bilmeceyi soran kişi eğer verilen köyü beğenmezse kendi seçtiği bir köyü isterdi. Karşısındaki de bilmecenin cevabını öğrenmek için onun istediği köyü vermek zorunda kalırdı. Öte yandan, bilmecenin cevabını doğru şekilde bildiği takdirde, aynı şeyler bilmeceyi soran kişi için de geçerlidir. Yani, bilmeceyi doğru olarak cevaplayan kişi, bilmeceyi soran kişiden, kendi seçtiği bir köyü alabilir. XVIII. yüzyılda  Matçi Aliy ile XIX. yüzyılda Appiy Hasan gibi bütün Karaçay köylerini almayı başaran bilmece ustaları çıkmıştır. Böylelikle, Karaçay-Malkar halk edebiyatında “El Bergen Comak” adı verilen bilmeceler doğmuştur. “El Bergen Comak” sözünün Türkiye Türkçesindeki tam karşılığı “Köy Verilen Bilmece” [cevabı karşılığında köy verilen bilmece] şeklindedir. “El Bergen Comak” sözü daha sonraları kısaca “El-Ber” şeklinde söylenir olmuştur. Günümüz Karaçay-Malkar halk edebiyatı literatüründe genel olarak bilmece terimi için “elber” sözü kullanılmaktadır.[17]

11. Masallar

Karaçay-Malkar halk edebiyatı ürünlerinin en yaygın olanlarından biri de masallardır. Karaçay-Malkar Türkçesinde genel olarak masallara “comak” ve “tawruh” [<tarih~tevarih] adı verilir. Bütün masallarda olduğu gibi, Karaçay-Malkar masallarında da, bilinmeyen bir yerde, bilinmeyen kişilere ve varlıklara ait olaylar veya maceralar anlatılır. Sözlü edebiyat gelenek ürünleri olan bu masalların bilinmeyen zamanı masalın girişindeki “ertde-ertde” [eskiden-eskiden~bir varmış bir yokmuş] veya “ertde-ertde zamanda” [eski zamanda~evvel zaman içinde] sözleriyle başlayan tekerlemelerle belirtilir. Daha sonra, geleneğe bağlı olarak kollektif bir karakter taşıyan hayali veya gerçek birtakım kişi ve olaylar nesir diliyle anlatılır.

[s. 144] Kahramanlar ve kahramanların yaşadıkları veya bulundukları yerler genellikle tespit edilemez şekilde hayal ürünüdür. Fakat bazıları efsane-menkıbe türüyle karışmış durumdadır. Karaçay-Malkar masalların kahramanları ve konuları; insanlar, hayvanlar, çeşitli maddeler, yaratıklar, fikir veya nasihat vermek vs. akla gelen her şey hakkında olabilir.[18]

12. Halk Şairleri

Karaçay-Malkar Türklerinin eski tarih, kültür ve sosyal hayatının izlerini taşıyan; Karaçay-Malkar Türkçesinde “cır” veya “halk-cır” adı verilen destan tarzındaki halk şarkılarının oluşmasına ve ayrıca kuşaktan kuşağa aktarılarak günümüze kadar gelmesine aracılık eden, Karaçay-Malkar Türkçesinde “cırçı” adı verilen halk şairlerinin eski Karaçay-Malkar halk edebiyatında önemli bir yeri vardır.

Karaçay-Malkar halk şairleri hakkında ilk ayrıntılı bilgileri veren Safar-Aliy Orusbiy şöyle söylemektedir: “Halk şairleri, herhangi bir sebepten dolayı yapılan toplantılarda, örneğin düğünlerde, cenazelerde vb. yerlerde bulunurlar, toplantının anlamına ve önemine göre halk şarkıları söylerler veya yeni şarkılar besteleyerek o anda icra ederler. Halk şairleri, kendi zamanlarının edebiyatçıları olmuşlardır. Onlar sürekli farklı yerleri dolaştıkları için söyledikleri halk şarkıları da her tarafa yayılmıştır. Halk şairleri yaşlı ve bilge kişiler ile yiğit gençlere övgü türünde halk şarkıları yaparlar. Öte yandan, kötü, iki yüzlü ve ahlaksız insanları da çok sert bir şekilde eleştiren halk şarkıları da yapmışlardır. Halk şairleri eskiden toplumda oldukça önemli bir konuma sahip idiler. Çünkü, birçok olay ve durumun halkın anlamasında doğrudan etkili olmuşlardır.”[19]

İslam Karaçaylı [Hubiy] ise, Karaçay-Malkar halk şairlerinin, başka milletlerin halk şairlerinden bazı yönlerden farklı olduğunu [s. 145]  şöyle anlatmaktadır: “Büyük milletlerin halk şairleri, kralların ve kalelerin gölgesinde, meydanlarda ve pazarlarda karşılarına kim çıkarsa ona övgüler dizerek destanlar söylemişlerdir. Karaçay-Malkar halk şairleri ise böyle değildir. Karşılaştıkları bir olay veya bir durumu gerektiğinde övmesini, gerektiğinde ise sonuna kadar yermesini bilmişlerdir.”[20]

Karaçay-Malkar Türklerinde halk şairlerinin sayısı oldukça fazladır. En meşhurları arasında; Kara-Mussa, Zantuvdu Moka, Kaltur Semen, Küçük Bayramuk, Kasbot Koçhar, Appa Canibek, Örüzmek Mekkâ, Kaysın Batdı, Şeke Bayçora, İsmail Semen, Kâzim Möçü, Aliy Ette, Hamzat Bittir, Davut Malkondu, Abuk-Aliy Özden, Gitçe Teka gibi isimleri sayabiliriz.

Bilinen en eski Karaçay-Malkar halk şairi olan Kara-Mussa’nın [17. Yüzyıl] doğum ve ölüm tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Bununla birlikte, 17. Yüzyılın önde gelen Malkar beylerinden Artutay Aydabol’un himayesinde yaşadığı tespit edilmiştir. Kara-Mussa’nın “Zurnukla” [Turnalar], Gürcü Patçah Teymuraz” [Gürcü Kralı Teymuraz ], “Artutaynı Küyü” [Artuyay’ın Ağıtı] adlı üç şiiri vardır.[21]

Zantuvdu Moka [1695-1798], Kafkasya tarihine ışık tutacak halk şarkılarının sahibidir. “Qaytuq ulu Sarı Aslanbek bla Qanuq ulu Esen” adlı halk şarkısında; Kafkasya’nın kuzey batı kısmını hakimiyet altına alan Kabardey Çerkes beyi Kaytuk oğlu Sarı Aslanbek’in, Osetlerden vergi almak üzere Kanuk oğlu Esen Bey’in topraklarına yaptığı seferi anlatmaktadır. Bu halk şarkısından başka “Zanhotları” ve “Nogaylı Kız” adlı halk şarkılarının da Zantuvdu Moka’ya ait olduğu tespit edilmiştir.[22]

Debo oğlu Küçük Bayramuk [1772-1862], Hurzuk köyünde doğmuş, Dağıstan’ın Aksay kasabasında medrese eğitimi almış, [s. 146] Türkçe, Rusça ve Arapça dillerini öğrenmiştir. Başta İstanbul ve Mekke olmak üzere doğu illerinin birçoğunu gezip görmüştür. Döneminin ileri gelen aydınlarından biri olan Küçük Bayramuk’un aynı zamanda değerli şair olduğu bilinmekle birlikte onun şiirlerinin birçoğu artık halk şarkısı haline geldiğinden bunlardan hangisinin Küçük Bayramuk’a ait olduğu henüz layıkıyla tespit edilememiştir. Edebiyat tarihçisi Asiyat Kara’ya göre, 1828 yılında Çarlık Rusyası’nın Karaçay topraklarını işgalini anlatan “Hasavka” ve “Bagatır ulu Umar” adlı tarihi halk şarkıları Küçük Bayramuk’a aittir.[23]

Bagır oğlu Kasbot Koçhar [1834-1940], Karaçay-Malkar halk şairlerinin en meşhurudur. Şiirlerinin birçoğu artık halk şarkısı haline gelerek anonimleşmiştir. “Deboş”, “Horasan” ve “Aycayak” adlı halk şarkıları onun en meşhur halk şarkılarından birkaçıdır. Kasbot Koçhar’ın şiirleri, birçok şiir antolojisinde yayımlanmış, şiirlerinin bir bölümünün bulunduğu “Saylamala” [Seçmeler] adlı kitabı da ölümünden sonra ancak 1964 yılında yayımlanabilmiştir. Bunun dışında, Prof. Dr. Magomet Habiç’in, Kasbot Koçhar’ın hayatını ve bütün eserlerini konu alan, büyük bir emekle hazırlayarak 1986 yılında yayımladığı “Koçharlanı Kasbot-Halk Cırçılanı Tamadası” [Kasbot Koçhar-Halk Şairlerinin Önderi] adlı kitabı vardır. [24]

Tipik bir gezgin-halk şairi olarak bütün hayatını at sırtında geçiren Kala-Geriy oğlu Appa Canibek [1860-1934] bir hiciv ustasıdır. Gezip gördüğü yerlerde karşılaştığı aksi, cimri, görgüsüz, kaba ve özellikle de varlıklı kişileri sert bir şekilde eleştirerek hicivler söylemiştir. Bu hicivleriyle varlıklı kimselerden büyük tepki görmekle birlikte fakir halk tabakalarının büyük sevgisini kazanmıştır. [s. 147] Varlıklı kimselerin asılsız suçlamaları nedeniyle iki kere tutuklanarak Sibirya’ya çalışma kamplarına sürgün olarak gönderilmiş ve toplam on bir yıl sürgün hayatı yaşamıştır. Kalay oğlu Appa’nın şiirleri değişik tarihlerde yayımlanan Karaçay şiir antolojilerinde yer almıştır. Bunun dışında, Rimma Ortabay ile Ahiya Bici’nin hazırladığı, Kalay oğlu Appa’nın hayatını ve bütün eserlerini konu alan “Kalay ulu Appanı Izın Izlay, Çerkessk, 1995” [Kalay oğlu Appa’nın İzlerinin Peşinde]  adlı bir kitap yayımlanmıştır. [25]

Karaçay-Malkar edebiyat tarihçileri tarafından Malkar sözlü-halk edebiyatının son temsilcisi olarak gösterilen Kâzim Möçü [1859-1945], aslında bir halk şairi olarak değil, yazılı Malkar edebiyatının kurucusu şeklinde değerlendirilmelidir. Kâzim Möçü’nün Malkarlı Bolşevik Soltan-Hamit Kalabek’e ithafen yazmış olduğu “Soltan-Hamit” adlı şiiri ve daha birkaç şiiri halk tarafından çok sevilmiş ve birer halk şarkısı haline getirilmiştir.[26]

Unuh oğlu İsmail Semen [1891-1981], küçük yaştan itibaren medrese eğitimi alarak Arapça okumayı ve yazmayı öğrenmiştir. Karaçay edebiyat hayatına halk şairi olarak giren İsmail Semen 1917 Bolşevik ihtilalinden sonra modern şiir çalışmalarına başlamıştır. XX. yüzyıl Karaçay halk şiirinin son temsilcisi olan İsmail Semen 1939 yılında Ermenistan’ın başkenti Erivan’da, “David Sasun Destanının 1000. Yılı” şerefine düzenlenen halk şairleri yarışmasında birinci olmuştur. İsmail Semen’in şiirlerinin büyük bir kısmı halk şarkısı haline gelmiştir. “Mingi Taw” [Elbruz Dağı] adlı şiiri, adeta Karaçay-Malkar Türklerinin milli marşı gibidir. İlk hanımı Anisat için yazdığı iki bin dörtlük kadar uzunluğundaki “Aktamak” adlı şarkısı çok meşhurdur. İsmail Semen’in şiirlerinde Kafkasya’ya, ata yurduna ve tabiata olan sevgisi fazlasıyla [s. 148] hissedilmektedir. İsmail Semen sıradan bir halk şairi değil, aynı zamanda modern Karaçay şiirinin de önde gelen isimlerinden biridir. 1940’lı yılların başlarında Sovyet düzenine karşı yazdığı şiirleri nedeniyle Sovyet hükümeti yetkilileri tarafından hemen göz altına alınarak sürekli baskı altında tutulmuştur. Hatta, değişik tarihlerde yayımlanan Karaçay şiir antolojilerinde İsmail Semen’in şiirlerine yer verilmemiş, böylece onu Karaçay edebiyatından silmek ve unutturmak için istenilmiştir. Son yıllarda, İsmail Semen’in şöhretine layık bir şekilde ilmî çalışmalar yapılmakta, İsmail Semen’in şarkı ve şiirleri kitaplar halinde yayımlanmaktadır. İsmail Semen’in şiirlerinde Kafkasya’ya, ata yurduna ve tabiata olan sevgisi fazlasıyla hissedilmektedir. Ayrıca, Stalin ve Beriya başta olmak üzere Sovyet yöneticilerini sert bir şekilde eleştiren şiirleri dikkat çekmektedir.[27]

B. YAZILI EDEBİYAT

1. Karaçay-Malkar Türkçesi Yazı Dilinin Teşekkülü

Eldeki bilgi ve belgelerden, Karaçay-Malkar Türklerinin ilk olarak Arap harflerine dayalı bir yazı kullandıkları anlaşılmaktadır. XVIII. yüzyılda İslam dinini kabul eden Karaçay-Malkar Türkleri aynı zamanda Arap alfabesiyle de tanışmış ve birtakım işlerde Arap yazısını kullanmaya başlamışlardır. Üzerinde birtakım töre kararlarının yazılı olduğu 1715 tarihli Holam Yazıtı, Karaçay-Malkar Türkçesine ait Arap alfabesiyle yazılmış en eski yazıt sayılmaktadır.

Karaçay-Malkar Türklerinin yazılı edebiyatı çok geç dönemlerde başlamıştır. Debo oğlu Küçük Bayramuk, Yusuf Haçir, Eldavur oğlu Geriy Sılpagar ve Malkarlı Muhammmed’ül Varakî gibi medrese tahsili görmüş kimselerin Arap alfabesiyle yazmış oldukları dinî manzumeler Karaçay-Malkar Türklerinin yazılı ilk edebi eserleri olarak değerlendirilebilir. Ancak bu eserler matbu olmayıp, tamamı el yazması şeklindedir. Yusuf Haçir ile Muhammmed’ül Varakî’nin manzumelerinden bir kısmı yıllar sonra Dr. Yılmaz Nevruz tarafından Türkiye’de [s. 149] yayımlanabilmiştir.[28] Ayrıca, Kart-curt köyü medresesi müderrisi Eldavur oğlu Geriy Sılpagar’ın [1857-1906] fıkıh, kelam ve hadis üzerine çok sayıda eser verdiği rivayet edilmektedir. Fakat bu eserlerden hiçbiri maalesef matbu değildir. Geriy Efendi, Osmanlı Türkiyesi’ne yerleştikten sonra, beraberinde getirdiği eserlerinin hepsi muhtelif zamanlarda ve bir şekilde kaybolmuştur.[29]

1909 yılında Dağıstan’ın Temirhan-Şura [bugünkü Buynakskiy] şehrinde Lokman Asanî el-Balkarî’nin “Kitâbü Mürşidi'n-Nisâ” [Kadının Rehber Kitabı] adlı eseri yayımlanmıştır. Bu eser Arap harfleriyle ve Karaçay-Malkar Türkçesiyle basılmış ilk kitaptır. Bu eserin son kısmında, Karaçay-Malkar yazılı edebiyatının babası sayılan Kâzim Möçü’nün “İyman-İslam” [İman-İslam] adlı manzûmesi de yer almaktadır. Kâzim Möçü’nün “Soltan-Hamit el-Çegemî” [Çegemli Soltan-Hamit] adlı ikinci kitabı 1918 yılında Baksan-Kala’da yayımlanmıştır. Kâzim Möçü bu kitabına konu olan ve sonraları halk tarafından çok sevildiği için bir halk şarkısı haline gelen “Soltan-Hamit” adlı uzun şiirini Malkarlı Bolşevik ihtilalcisi Soltan-Hamit Kalabek’e ithafen yazmıştır.[30] Bunun dışında, Teberdi köyünde imamlık ve medrese hocalığı yapan İsmail Akbay’ın 1916 yılında Tiflis’te Arap alfabesiyle yayımladığı “Ana Tili” [Ana Dili] adlı [s. 150] kitabı da ilk matbu eserlerdendir. İsmail Akbay’ın bu kitabında, kendi yazdığı şiirler ve Rus edibi Krılov’un manzumelerinden çeviriler yer almaktadır. [31]

Elbette, bu ilk eserlerin yayımlandığı yıllarda, Karaçay-Malkar Türklerinin gerçek anlamda bir yazılı edebiyata sahip olduğunu söylemek mümkün değildir. Bu dönemde, medrese tahsili görmüş birkaç kişi dışında, halkın büyük çoğunluğu, yazılı edebiyat bir tarafa, okuma-yazmayı dahi bilmiyordu.

Arap alfabesine dayalı, gerçek anlamda Karaçay-Malkar yazılı edebiyatı ancak 1920’li yılların ortalarında başlayabilmiştir. 1922 yılında Batalpaşinski [bugünkü Çerkessk] şehrinde Rusça yayımlanmaya başlayan “Gorskaya Bednota” [Yoksul Dağlılar] gazetesinin bir sayfasında, Arap alfabesi ve Karaçay-Malkar Türkçesiyle şiirler, makaleler ve haberler yayımlanmaya başlanmıştır. Bunu müteakip, 19 Ekim 1924 yılında tamamı Karaçay-Malkar Türkçesi ve Arap alfabesiyle “Tawlu Caşaw” [Dağlı Hayatı] adlı ilk Karaçay-Malkar gazetesinin yayım hayatına başlamasıyla gerçek anlamda Karaçay-Malkar yazılı edebiyatının doğuşu gerçekleşmiştir. 1928 yılında “Tawlu Carlıla” [Yoksul Dağlılar] adını alacak olan bu gazetenin, Karaçay-Malkar yazılı edebiyatının teşekkülü ve gelişiminde çok büyük rolü vardır. Bunun dışında, Karaçay-Malkar Türkçesi ve Arap alfabesiyle 1924 yılında Moskova’da basılan Karaçaylı şair İssa Karaköt’ün “Cangı Şigirle” [Yeni Şiirler] adlı kitabı, modern Karaçay-Malkar şiirinin ilk eseri sayılmaktadır.[32]

Karaçaylı ressam ve şair İslam Kırımşavhal, 1908-1910 yıllarında ilk defa, Karaçay-Malkar Türkçesi için Latin alfabesi çalışmalarını başlatmış ise de, konuyla ilgili asıl ciddi ve ilmî çalışmaları Umar Aliy ile Magomet Eney yapmıştır. Umar Aliy’in 1924 [s. 151] yılında yayımlanan “Cangı Karaçay-Malkar Elible” [Yeni Karaçay-Malkar Harfleri] adlı kitabı Karaçay-Malkar Türkçesiyle ve Latin alfabesiyle yayımlanmış ilk kitaptır.[33] Ancak, Umar Aliy’in bu kitabından çok daha önce, Wilhelm Pröhle ve Gyula Nemeth’in “Keleti Szemle” dergisinde 1909-1916 yılları arasında yayımlanan ilmi çalışmalarından bahsetmek gerekir. Çünkü, W. Pröhle ve Gy. Nemeth’in sözlük, gramer ve folklor çalışmaları söz konusu dergide Latin harfleriyle yayımlanmıştır. Bilhassa, W. Pröhle’nin “Karatschajische Studien” ve “Balkarische Studien-II” adlı çalışmalarında yer alan masal, efsane, hikaye, destan, halk şarkısı ve mani gibi halk edebiyatı ürünleri, Karaçay-Malkar Türkçesiyle ve Latin harfleriyle verilmiştir.[34]

1926 yılında “Tawlu Caşaw” gazetesi ve diğer bütün matbuatın Latin alfabesine geçmesiyle Karaçay-Malkar yazılı edebiyatının gelişimi daha da hızlanmıştır, birbiri ardına kitaplar yayımlanmaya başlamıştır. İsmail Akbay’ın “Ana Tili” [Ana Dili-1924] ve “Tılmaç” [Dilmaç~Rusça-Karaçayca Sözlük-1926], Ashat Bici’nin “Bilim” [1926], Azret Örten’in “Cangı Cırla” [Yeni Şarkılar-1927] ve “Erkinlikni Ciltinleri” [Hürriyet Kıvılcımları-1929], Umar Aliy’in “Birlikde Tirlik” [Birlikte-Dirlik-1929], Umar Bayramkul’un “Qaraçay Tilni Grammatikası” [Karaçay Dilinin Grameri-1931] ve Hasan Appa’nın “Kara Kübür” [Kara Sandık-1935] vs. adlı Karaçay-Malkar Türkçesiyle ve Latin alfabesiyle yayımlanan eserler, [s. 152] Karaçay-Malkar Türkçesi yazı dilinin ve yazılı edebiyatın gelişmesinde büyük pay sahibidirler.

1938 yılında Rus [Kiril] harflerine dayalı Karaçay-Malkar Türkçesi alfabesinin kabul edilmesiyle birlikte Latin alfabesi matbuatına da son verilmiştir. Aslında, Rus [Kiril] alfabesi 1938 yılından çok daha önce Karaçay-Malkar Türkleri tarafından bilinmekte ve kullanılmaktaydı. 1827 yılında Malkar Türklerinin, 1828 yılında da Karaçay Türklerinin Rus Çarlığı hakimiyetine girmesinden sonra Ruslar derhal Karaçay ve Malkar köylerinde Rusça eğitim veren okullar açmışlardı. Kart-curt köyündeki Rus okulunun öğretmeni Nikolay Kiriçenko, köyün ileri gelenlerinden Abdulkerim Hubiy’in yardımıyla 1897 yılında ilk “Rus-Karaçay Sözlüğü”nü hazırlamıştır. Karaçaylı aydın kimseler, Karaçay’daki Rus okullarında Rusça eğitimin yanı sıra ana dilde de eğitim yapılması gerektiğini kavramışlar ve bu yönde birtakım çalışmalar yapmaya başlamışlardı. İlk olarak, Abdulkerim oğlu İmmolat Hubiy, Karaçay-Malkar Türkçesi için bir Rus [Kiril] alfabesi hazırlamış fakat Rusça eğitim veren okullarda ana dilde eğitime izin verilmeyince bu alfabenin bir kullanım alanı olmamış, dolayısıyla da bu dönemde Rus [Kiril] harflerine dayalı bir alfabeyle Karaçay-Malkar Türkçesinde herhangi bir eser yayımlanamamıştır.[35]

2. Karaçay Türklerinin Yazılı Edebiyatı


Karaçay yazılı edebiyatının kuruluş dönemi Kasbot Koçhar, Appa Canibek ve İsmail Semen gibi halk şiirinin son temsilcileri ile dönemin Çarlık Rusyası okullarında, İstanbul ve Dağıstan medreselerinde tahsil görerek yurtlarına dönen İslam Kırımşavhal, İsmail Akbay, İslam Hubiy, Umar Aliy, Ashat Bici, İsmail Karaköt, Azret Örten ve Hasan Appa gibi Karaçaylı genç eğitimcilerle başlamıştır. Kuruluş döneminin şairleri, başta İssa Karaköt ve Azret Örten olmak üzere, Davut Baykul, Abdulkerim Batça, Hasan Bostan ve diğerleri yeni gelen Bolşevik ve sonrasındaki Sovyet düzeninin iyiliğini, rahatlığını, fakir halkın ihtilali nasıl [s. 153] sevinçle karşıladığını anlatan coşkulu şiirler yazmışlardır. Eski hayat ile Sovyet düzeninin karşılaştırılması ön plandadır. Sovyet dönemi öncesi Karaçay Türklerinde sosyal tabakalar arasındaki çatışmalar anlatılmakta, devrim sayesinde fakir halkın, zengin beylerin zulmünden kurtuldukları vurgulanmakta; bazı adet ve geleneklerin bozukluğu ve kötülüğü ifade edilerek bazı millî değerler aşağılanmakta; dinin kültürü ve sanatı gerilettiği, milletin gelişmesinin önünde bir engel olarak durduğu işlenmektedir.

1917 Bolşevik ihtilalinden itibaren 1930'lu yılların sonlarına kadar devam eden yazılı Karaçay edebiyatının kuruluş döneminde şiir ve nesrin ana teması Sovyet rejimini halka anlatmak ve benimsetmektir. Kasbot Koçhar ve Appa Canibek gibi, 1917 Bolşevik ihtilali öncesi dönemin meşhur halk şairleri de yeni kurulan Sovyet düzenini canı gönülden desteklemişler; Sosyalizm, Sovyet hayatı, Komünist Parti, Lenin vs. konularında yeni halk şarkıları yapmışlardır. Bu tür konuları bilhassa İssa Karaköt ve Azret Örten şiirlerinde bolca işlemişler ve adeta bu dönemin ateşli bayrak şairleri olmuşlardır. Umar Aliy ve İslam Hubiy ise daha çok Komünizm ve Sovyet hayatını konu alan siyasi ve iktisadi makaleler yazmışlardır.

1927 yılında İslam Hubiy’in başkanlığında Abidat Botaş, Magomet Dışekov ve Halid Astejev’in kurucu üyeliğinde “Karaçay-Çerkes Yazarlar Birliği” kurulmuştur. Bu derneğin Karaçay yazılı edebiyatının gelişmesinde büyük katkısı vardır. Kuruluşun şiir bölümünü İssa Karaköt ile Ashat Bici, nesir bölümünü Abdulkerim Batça, tiyatro ve piyes bölümünü de Gemma Geben ile Abitat Botaş yürütmüşlerdir. Bu dönemde; Hasan Appa, Azret Örten, İssa Karaköt, Ashat Bici, Abidat Botaş, Hasan Bostan, Davut Baykul ve Abdulkerim Batça’nın birlikte hazırladıkları “Almanax-Qaraçay Sovet Xudojestvo Literaturanı Ülgüleri” [Almanak-Karaçay Sovyet Sanatı ve Edebiyatından Örnekler-Mikoyan-Şahar, 1936], Karaçaylı şairlerin müşterek hazırladıkları “Nazmula” [Şiirler-Mikoyan-Şahar, 1937] “Cırla bla İynarla” [Şarkılar ve Maniler-Mikoyan Şahar-1938], “Cırla bla Nazmula” [Şarkılar ve Şiirler-Mikoyan Şahar, 1938], “Stihi i Pesni” [Şiirler ve Şarkılar-Pyatigorsk, 1940] adlı kitaplar yayımlanmıştır.

[s. 154] Bu dönemde, “Kara Kübür” [Kara Sandık] adlı romanın müellifi Hasan Appa [1904-1939] dikkat çekmektedir. Hasan Appa 1930-36 yılları arasında Karaçay-Çerkes Ö.B. Komünist Partisinin üst düzey kademelerinde çalışmış ve bilâhare Karaçay-Çerkes Ö.B. Başsavcısı olarak görev yapmış, 1936 yılında Karaçay-Çerkes Ö.B. Komünist Partisi 2. Sekreteri, 1937 yılında da 1. Sekreteri olmuştur. Hasan Appa, Karaçaylıların kurtuluşunun ancak Komünizm ile gerçekleşeceğine yürekten inanan samimi bir Komünist idi. Fakat ilerleyen yıllarda, Rusların komünizm maskesi altında Karaçay Türklerine yaptığı zulmü bizzat yaşayıp görünce hayal kırıklığına uğramış ve Komünist hareket içerisinde olmaktan duyduğu pişmanlığı halkına karşı açıkça itiraf etmiştir. 1937 yılında tutuklanan Hasan Appa iki yıla yakın bir süre hapishanede korkunç işkencelere maruz kalmış, sağlığını tamamen kaybetmiş bir vaziyette, ölümünden bir ay önce kaldırıldığı Batalpaşinski [bugünkü Çerkessk] şehri hastanesinde henüz 35 yaşını doldurmadan 4 Haziran 1939 tarihinde ölmüştür.

Hasan Appa’nın yazılı Karaçay edebiyatındaki asıl önemi ve şöhreti 1935 yılında yayımlanan meşhur “Kara Kübür” [Kara Sandık] adlı üç ciltlik romanıyla teşekkül etmiştir. Bu romanın en büyük özelliği Karaçay-Malkar Türkçesiyle yazılmış ilk roman olmasıdır. Romanın ilk iki cildi 1935 ve 1936 yıllarında yayımlanmış, daha sonra bu ilk iki cilt tek bir cilt halinde birleştirilerek 1937 yılında tekrar yayımlanmıştır. Romanın en önemli ve son bölümü olan üçüncü cildi ise Hasan Appa’nın tutuklanması ve sonra da öldürülmesi nedeniyle yayımlanamamıştır. Hasan Appa bu romanında; Karaçay Türklerinin 1890’lı yılların sonu ile 1900’lü yılların başları, hatta doğrudan doğruya 1905 Rus ihtilaline rastlayan bir dönemini anlatmaktadır. Romanda, Karaçay’daki Çarlık Rusyası idarecileri ile Karaçay beyleri, proleter bakış açısıyla sert bir şekilde eleştirilirken; türlü baskılar altında ezilen fakir halk tabakalarının kurtulacağı günler, yani Bolşevik ihtilali ve sonrasındaki kurulacak olan yeni Sovyet hayatı müjdelenmektedir. Hasan Appa ilerleyen yıllarda Sovyet rejiminin gerçek iç yüzünü ve çarpıklıklarını görüp hayal kırıklığına uğrayınca, bu durumu anlatmak üzere [s. 155] romanının üçüncü cildini kaleme almıştır. Fakat romanın üçüncü cildi [el yazması] yayımlanamadan, Hasan Appa’nın tutuklandığı 1937 yılında NKVD görevlileri tarafından yakılarak imha edilmiştir. Hasan Appa’nın yakın çalışma arkadaşlarının rivayetlerine göre, romanının üçüncü cildinde Stalin ve Beriya gibi dönemin üst düzey liderleri eleştirilmekte ve Sovyet rejiminin çarpıklıkları dile getirilmekteydi. Roman açık ve akıcı bir dille yazılmıştır. Rusça kelimelerin kullanılmamasına özen gösterilmiştir. Tarihî olaylara, halk edebiyatı ürünlerine ve etnografik unsurlara romanda bolca yer verilmekte, eski adet ve geleneklerden örnekler verilerek Karaçay Türklerinin eski kültürü ve hayatı güzel bir şekilde tasvir edilmektedir.[36]

1940-1960 yılları arası dönem; Sovyet düzeninin oturduğu, Sovyet tipi yerli aydınların ve edebiyatçıların yetişip olgunlaştığı dönemdir. Bu dönemin şiirlerinin konusu, kuruluş dönemiyle bağlantılı olarak hemen hemen aynıdır. Konular; Büyük Bolşevik Devrimi, Kızıl Bayrak, Yeni Sovyet Hayatı, Lenin’e ve Komünist Partiye övgü, milletlerin kardeşliği ve dostluğu vs.dir. Bu dönemin belli başlı şair ve yazarları arasında; Umar B. Aliy, Abdulkerim Baykul, Şaharbiy Ebze, Tohtar Borlak, Magomet Orus, Halimat Bayramuk, Osman Hubiy, Azret Semen, Azamat Süyünç, Seyit Laypan, Magomet Çotça, Magomet Hubiy, Nasu Abayhan adlarını sayabiliriz.

Bu dönemin en önemli özelliği, 1930'lu yılların ortalarında seslerini duyurmaya başlayan Halimat Bayramuk, Osman Hubiy ve Azret Semen gibi genç edebiyatçıların yazılı Karaçay edebiyatına yeni bir çizgi getirmeleridir. Bu edebiyatçılar ilk şiir [s. 156] yazmaya başladıkları yıllardan itibaren Sovyetik temalarla birlikte kişisel duygu ve heyecanları anlatan lirik şiirler yazmışlar, ayrıca yurt, millet ve tabiat sevgisi gibi konuları ön planda tutmaya çalışmışlardır.

Mesela, bu dönemde yetişen ve Karaçay edebiyatının en önemli temsilcisi olarak kabul edilen Halimat Bayramuk dönemin tehlikeli şartlarına rağmen “Karçanı Üydegisi” [Karça’nın Ailesi] adlı kitabında, birçok Karaçaylı yazar ve şairin aksine, cesur bir şekilde, bütün eski millî adet ve geleneklerin kötülenmesine, bunların tamamen ortadan kaldırılmasına karşı çıkmış, “kötüler gelenekler ortadan kaldırılsın fakat halkımız için müspet olan millî değerlerimiz kalsın. Onlar, eskiden olduğu gibi bugün de, yani Komünizm zamanında da bize lazımdır” diyebilmiştir.

Ne yazık ki, Halimat Bayramuk ve Osman Hubiy ile bu dönemin diğer yeni edebiyatçılarının şiirde ve nesirde olgun eserler vermeye başladığı sırada, 2 Kasım 1943 tarihinde Karaçay Türkleri topyekün Orta Asya’nın muhtelif bölgelerine sürgün edilmişlerdir. Karaçay Türklerinin sürgün hayatı sırasındaki dönemi, yazılı Karaçay edebiyatının ölü dönemidir. Birçok Karaçaylı edebiyatçı ve aydın kişiler, çeşitli bahanelerle tutuklanarak hapse atılmış ve hemen sonrasında işkence edilerek öldürülmüşlerdir. Sağ kalabilenler ise Orta Asya’nın muhtelif yerlerinde dağınık bir halde en kötü şartlarda hayatta kalma mücadelesi vermişler, birçok yüksek tahsil görmüş kişiler taş ocaklarında karın tokluğuna birer köle gibi çalıştırılmışlardır. Buna rağmen bazı Karaçaylı şairler, Malkarlı şairlerle birlikte ortaklaşa hazırladıkları “Caşawubuznu Bayragı” [Hayatımızın Bayrağı], “Bizni Sözübüz” [Bizim Sözümüz], “Birge Cırlayıq” [Birlikte Şarkı Söyleyelim] adlı şiir antolojilerini yayımlamayı başarmışlardır.

1960-1970 yılları arası dönemde, Karaçay Türklerinin Orta Asya’daki sürgün hayatı sona erip Kafkasya’ya dönmelerinden sonra; Halimat Bayramuk, Osman Hubiy ve Azret Semen gibi önde gelen edebiyatçılar, Karaçay edebiyatını büyük bir heyecanla yeniden kurma çalışmalarına başlamışlardır. Vatana kavuşma heyecanı ve sevinci, genel olarak bu dönemin başlarında verilen eserlerin en belirgin konusudur. Fakat bu arada her ihtimale karşı ve şartlar [s. 157] bunu gerektirdiğinden Sovyet düzenine duyulan “minnettarlık” ve “sadakat” teması da bu dönemin eserlerinde göz ardı edilmemiştir.

Bu dönemde eskilerle birlikte yeni edebiyatçılar da yetişmeye başlamıştır. Yeni şair ve yazarların arasında; Nazir Hubiy, Kulina Sılpagar, Husey Cavba, Bilal Appa, Mussa Batça, Nazifa Kagıy, Azret Akbay, Albert Özden, Mediha Şaman, Baydımat Keçeruk adlarını sayabiliriz. Bu dönemde, II. Dünya Savaşı üzerine yazılan eserlerin sayısı bir hayli fazladır. Bu konuyla bağlantılı olarak şiir ve nesirde genellikle; Sovyetler Birliği topraklarının savaşta Nazi-Alman ordularına karşı kahramanca savunulması, savaşta ölenlerin kahramanlıklarını yansıtan övgü şiirleri, savaşın getirdiği yıkım ve savaş karşıtlığı gibi temalar işlenmektedir. Bunun dışında yurt sevgisi ve tabiat sevgisi konulu lirik şiirler de yazılmıştır.

1970-2000 yılları arası dönemin başlarında verilen edebi eserlerin en belirgin özelliği, konuların toplumsallıktan bireyselliğe kaymasıdır. Şiirin teması artık “toplum” değil “birey”dir. Bu dönemin şiirlerinde genel olarak tek bir insanın iç dünyası, gizli duyguları, hayata bakışı ve çevresiyle olan ilişkilerinin psikolojik analizi gibi temalar işlenmektedir.

SSCB’de M. Gorbaçov ile başlayan açıklık siyasetiyle birlikte, 1980’lerin sonlarından itibaren Karaçay edebiyatında da değişmeler yaşanmıştır. Artık bu dönemde, Karaçaylılar az da olsa birtakım siyasi baskılardan kurtulmaya başlamıştır. Bu son on yıllık dönemde, bilhassa şiirde millî değerler ve milliyetçilik ön plana çıkmıştır. Genç edebiyatçılar, Sovyet döneminde unutturulmaya çalışılan, hatta o dönemde -şartlar gereği- yerli aydınların bile yerden yere vurduğu, millî değerlere büyük bir heyecanla sarılmışlardır. Öte yandan, Bolşevik ihtilali ve sonrasındaki Sovyet düzeni zamanında Karaçay Türklerine yapılan haksızlıklar dile getirilmekte, özellikle de Orta Asya sürgünü dolayısıyla her bakımdan yıkıma uğrayan milletin hesabı sorulmakta, geçmişte taparcasına övdükleri, başta Stalin olmak üzere, meşhur Sovyet liderleri açıkça lanetlenmektedir. Bu dönemin yeni edebiyatçıları arasında; Bilal Laypan, Dina Mamçu ve Fatima Bayramuk adlarını sayabiliriz.

3. Malkar Türklerinin Yazılı Edebiyatı

[s. 158] Malkar yazılı edebiyatının kuruluş dönemi, Karaçay-Malkar yazılı edebiyatının babası sayılan Kâzim Möçü ile dönemin Çarlık Rusyası okullarında ve Dağıstan medreselerinde tahsil görerek yurtlarına dönen Said Şahmurza, Said Otar, Bert Gurtu gibi Malkarlı genç eğitimcilerle başlamıştır. Kuruluş döneminin edebiyatçıları yeni gelen Bolşevik ihtilali ve sonrasındaki Sovyet düzenini öven coşkulu şiirler yazmışlardır. 1917 Bolşevik ihtilalinden itibaren 1930’lu yıllara kadar devam eden yazılı Malkar edebiyatının kuruluş dönemi şiir ve nesrin ana teması Sovyet rejimini halka anlatmak ve benimsetmektir. Hem manzum hem de mensur eserler veren bu dönemin belli başlı edebiyatçıları arasında; Kâzim Möçü, Said Şahmurza, Said Otar, Bert Gurtu, Omar Etez, Salih Hoçu, Azret Buday, Haci-Mussa Kuliy, Ahmadiya Malkarlı [Ahmadiya Ullubaş] ve Hamit Temmo adlarını sayabiliriz.

Kâzim Möçü daha medrese tahsil ettiği çocukluk yıllarında şiir yazmaya başlamış, Karaçay-Malkar mitolojisindeki “Apsatı” adlı halk şarkısından esinlenerek yazdığı “Apsatı” adlı ilk şiirini 1886 yılında yazmıştır. İlerleyen yıllarda, eski Malkar toplumundaki sosyal tabakalar arasındaki çatışmaları yansıtan şiirler yazmaya başlamış ve bilhassa Malkar beylerinin baskısı altında ezilen fakir halkın çilesini dile getirmeye çalışmıştır. Bunun dışında dinî ve felsefî konulara da ağırlık vermiştir. Hz. Muhammed’in hayatını anlatan bir Mevlid ve İslam dinini ve uyulması gereken kuralları konu alan manzum bir ilmihal yazmıştır. Ayrıca, “Tahir ile Zühre”yi kendisine göre yorumlayarak Karaçay-Malkar Türkçesiyle yeni bir “Tahir ile Zühre” yazmıştır.

Kâzim Möçü, 1917 Bolşevik ihtilalini ve sonrasındaki Sovyet düzenini gönülden desteklemiş ve övgü dolu şiirler yazmıştır. Çünkü, Çarlık Rusyası yönetimi ile Malkar beylerinin baskısıyla zor şartlarda yaşayan fakir halkın çilesinin bu yeni gelen düzenle birlikte sona ereceğini ve her alanda serbestlik geleceğini umuyordu. Nitekim, Bolşeviklerin ve sonrasındaki Sovyet yetkililerinin vaadleri de bu yöndeydi. Fakat durum Kâzim Möçü’nün beklentilerinin aksine bir gelişme göstermiştir. Malkar’da Sovyet düzeni [s. 159] yerleştirildikten hemen sonra, Bolşevik ihtilaline gönülden katılan, hatta Sovyet düzeninin yerleştirilmesinde büyük rol oynayan  dürüst ve samimi Malkarlı Komünist aydınlar çeşitli bahanelerle tutuklanarak bir bir öldürülmüş, başta İslâm dini olmak üzere bütün millî değerlerin yok edilmesi faaliyetlerine başlanmıştır. Yeni düzenin eskisinden daha kötü olduğunu anlamakta gecikmeyen Kâzim Möçü de bu duruma karşı açıkça cephe almış, Sovyet düzenini sert bir şekilde eleştiren şiirler yazmaktan çekinmemiştir. Bu dönemlerde yayımlanması mümkün olmadığı için Kâzim Möçü’nün bu tip şiirleri gizlice elden ele dolaştırılarak korunmaya çalışılmış, ölümünden çok uzun yıllar sonra, ancak 1990’lı yılların ortalarından itibaren yayımlanmaya başlanmıştır.[37]

1930-1940 yılları arası dönem; Sovyet düzeninin oturduğu, Sovyet tipi yerli aydınların ve edebiyatçıların yetişip olgunlaştığı yıllardır. Bu dönemin belli başlı şair ve yazarları arasında; Kaysın Kuliy, Kerim Otar, Canakayıt Zalihan, Habib Katsi, Safar Makit, İbrahim Mamme, İssa Botaş, Ahiya Ahmat, Osman Bala adlarını sayabiliriz. Bu dönem şiirlerinin konusu, kuruluş dönemiyle hemen hemen aynıdır: Büyük Bolşevik Devrimi, Kızıl Bayrak, Yeni Sovyet Hayatı, vs. Bilindiği üzere bu dönemde birtakım Sovyet değerlerini edebi eserlerde övmek ve yüceltmek bir zorunluluk idi. Ayrıca bu dönemde Said Şahmurza, Said Otar ve Bert Gurtu gibi edebiyatçılar ilk acemiliklerinden sıyrılarak şiir ve nesirde olgunlaşmaya başlamışlardır.

Bu dönemin en önemli özelliği, 1930’lu yılların ortalarında seslerini duyurmaya başlayan Kaysın Kuliy ve Kerim Otar adlı genç şairlerin yazılı Malkar edebiyatına yeni bir soluk getirmeleridir. Bu iki genç şair ilk şiir yazmaya başladıkları yıllardan itibaren Sovyetik ifadelerden ellerinden geldiğince kaçınmaya çalışmışlar, ilerleyen yıllarda dolaylı ifadelerle kişisel duygu ve heyecanları anlatan lirik şiirler yazmışlar; yurt, millet ve tabiat sevgisi gibi [s. 160] konuları ön planda tutarak Sovyet üslubundan bir ölçüde sıyrılmayı başarmışlardır.

Kaysın Kuliy ve Kerim Otar ile bu dönemin diğer yeni edebiyatçılarının şiirde ve nesirde olgun eserler vermeye başladığı sırada, 8 Mart 1944 tarihinde Malkar Türkleri topyekün Orta Asya’nın muhtelif bölgelerine sürgün edilmişlerdir. Malkar Türklerinin sürgün hayatı sırasındaki dönem, Malkar edebiyatının ölü dönemidir. Birçok Malkarlı edebiyatçı ve aydın kişiler, çeşitli bahanelerle tutuklanarak hapse atılmış ve hemen sonrasında işkence edilerek öldürülmüşlerdir. Sağ kalabilenler ise Orta Asya’nın muhtelif yerlerinde dağınık bir halde en kötü şartlarda hayatta kalma mücadelesi vermişler, birçok yüksek tahsil görmüş kişiler taş ocaklarında karın tokluğuna birer köle gibi çalıştırılmışlardır. Buna rağmen bazı Malkarlı şairler, Karaçaylı şairlerle birlikte müşterek hazırladıkları “Caşawubuznu Bayragı” [Hayatımızın Bayrağı], “Bizni Sözübüz” [Bizim Sözümüz], “Birge Cırlayıq” [Birlikte Şarkı Söyleyelim] adlı şiir antolojilerini yayımlamayı başarmışlardır. Yine bu yıllarda, Kerim Otar’ın “Colla” [Yollar-1956] ve İssa Botaş’ın “Cüregimden Cırlayma” [Yüreğimden Şarkı Söylüyorum-1956] adlı şiir kitapları Kırgızistan’ın Frunze [bugünkü Bişkek] şehrinde yayımlanmıştır. Kaysın Kuliy’in şiirlerinin yayımlanması Sovyet hükümeti yetkilileri tarafından yasaklanmıştır. Kaysın Kuliy, sürekli KGB tarafından kontrol edildiğinden, şiirlerini gizlice yazıyor ve ileride yayımlanır umuduyla bu şiirlerini saklamaları için dostlarına ve akrabalarına veriyordu. Kaysın Kuliy bu şiirlerini ancak sürgün dönemi sona erip Kafkasya’ya döndükten sonra 1958 yılında yayımlayabilmiştir.

Çocukluk yıllarını at sırtında dağlarda çobanlık yaparak geçiren Kaysın Kuliy şiir yazmaya küçük yaştan itibaren başlamış, “Eski Malqarga” [Eski Malkar’a] adlı ilk şiiri 1934 yılında, “Salam Ertdenlik” [Selam Sabah] adlı ilk şiir kitabı 1940 yılında yayımlanmıştır. 1966 yılında yayımlanan “Caralı Taş” [Yaralı Taş] adlı kitabı Maksim Gorki Edebiyat Ödülünü, 1974 yılında yayımlanan “Cer Kitabı” [Yer Kitabı] adlı kitabı “Sovyetler Birliği Devlet Edebiyat Ödülünü almıştır. Kaysın Kuliy’in bütün edebi eserleri, [s. 161] 1990 yılında eski SSCB’nin en büyük edebiyat ödülü sayılan “Lenin Edebiyat Ödülü”ne layık görülmüştür. Kaysın Kuliy, şiirlerindeki güçlü tabiat tasvirleri, hayal dünyası ve anlatım gücündeki zenginliğiyle Karaçay-Malkar şiirinin en büyük ustası olarak kabul edilmektedir.[38]

1960-1970 yılları arası dönemde; Orta Asya’daki sürgün hayatı sona erip Kafkasya’ya dönen Bert Gurtu, Kaysın Kuliy ve Kerim Otar gibi önde gelen edebiyatçılar, Malkar edebiyatını büyük bir heyecanla yeniden kurma çalışmalarına başlamışlardır. Genel olarak bu dönemin başlarında verilen eserlerin konusu vatana kavuşma heyecanı ve sevincidir. Bu dönemde Kaysın Kuliy ve Kerim Otar gibi usta şairlerin yanında yeni edebiyatçılar da yetişmeye başlamıştır. Bu yeni şair ve yazarların arasında; Tanzilâ Zumakul, İbrahim Gadiy, Cagafar Tokuma, Macit Guliy, Eldar Gurtu, İbrahim Baba, Alim Töppe, Hasan Şava, Salih Gurtu, Zeytun Tolgur, Magomet Moka, Svetlana Mottay, Aliy Bayzulla, Ahmat Sozay, Zugar Sarıbaş adlarını sayabiliriz.

Bu dönemde, II. Dünya Savaşı üzerine yazılan eserlerin sayısı bir hayli fazladır. Bu konuyla bağlantılı olarak şiir ve nesirde genellikle; Sovyetler Birliği topraklarının savaşta Nazi-Alman ordularına karşı kahramanca savunulması, savaşın getirdiği yıkım ve savaş karşıtlığı gibi temalar işlenmektedir. Ayrıca köy hayatı ve halk kültürü bu dönemde verilen eserlerin konuları arasındadır.

Kaysın Kuliy ve Kerim Otar’dan sonra Malkar Türklerinin en meşhur şairlerinden biri olarak kabul edilen Tanzilâ Zumakul aynı zamanda Malkarlı ilk kadın şairdir. “Qayada Gülle” [Kayalıkta Güller] adlı ilk şiir kitabı 1959 yılında yayımlanmıştır. Edebiyat çalışmalarını aralıksız sürdüren Tanzilâ Zumakul bir dönem SSCB Parlamentosunda Milletvekili olarak da görev yapmıştır. 1974 yılında yayımlanan “Sokrovennost” [Gizli Duygular] adlı Rusça şiir [s. 162] kitabı Maksim Gorki Edebiyat Ödülüne layık görülmüştür. Tanzilâ Zumakul eski SSCB’de bu edebiyat ödülünü alan ilk kadın şairdir.

1970-2000 yılları arası dönemin başlarında verilen edebi eserlerin en belirgin özelliği, konuların toplumsallıktan bireyselliğe kaymasıdır. Bu dönemin şiirlerinde genel olarak tek bir insanın iç dünyası, gizli duyguları, hayata bakışı ve çevresiyle olan ilişkilerinin psikolojik analizi gibi temalar işlenmektedir. Karaçay edebiyatında olduğu gibi, 1980’lerin sonlarından itibaren Malkar edebiyatında da değişmeler yaşanmıştır. Artık bu dönemde, Malkar edebiyatı siyasi baskılardan kurtulmaya başlamıştır. Bu son on yıllık dönemde, bilhassa şiirde millî değerler ve milliyetçilik ön plana çıkmıştır. Genç edebiyatçılar, Sovyet döneminde unutturulmaya çalışılan millî değerlere büyük bir heyecanla sarılmışlardır. Öte yandan, Bolşevik ihtilali ve sonrasındaki Sovyet düzeni zamanında Malkar halkına yapılan haksızlıklar dile getirilmekte, özellikle de Orta Asya sürgünü dolayısıyla her bakımdan yıkıma uğrayan milletin hesabı sorulmakta, geçmişte taparcasına övdükleri, başta Stalin olmak üzere, meşhur Sovyet liderlerine açıkça lanet edilmektedir. Bu dönemin belli başlı şair ve yazarları arasında; Magomet Gekki, Mutalip Beppay, Abdullah Begiy, Muradin Ölmez, Asker Dodu, Sakinat Musuka, Muhtar Tabaksoy, Safariyat Ahmat, Hıysa Curtubay, Örüzlan Bolat, Burhan Berber, Lüba Ahmat adlarını sayabiliriz.

Günümüzde Rusya Federasyonuna bağlı bütün federe cumhuriyetlerde olduğu gibi Kabardin-Balkar Ö.C. de aşılması güç ekonomik sıkıntılar içerisindedir. Buna bağlı olarak, eskiye oranla Malkar Türklerinin kitap, dergi, gazete gibi yayımlarının sayısı oldukça azalmış durumdadır. Bu ekonomik sıkıntılar, siyasi baskıdan kurtulmuş, yeni bir aydınlanma ve dünyaya açılma dönemine girmiş Malkar edebiyatındaki gelişmelerin önünü biraz kesmiş durumdadır.

Dipnotlar

[1] Xaciyeva, T.M., Malqarlılanı bla Qaraçaylılanı Xalq Poeziya Çıgarmaçılıqları, Nalçik, 1988, 197-199.

[2] Laypanov, H.O., K İstorii Karaçayevtsev i Balkartsev, Çerkessk, 1957, s. 40.

[3] Laypanlanı Xamit-Dudalanı Maxmut., Eski Qaraçay Cırla, Mikoyan-Şahar, 1940, s.77, 81-82; Goçiyalanı S.A., Ortabaylanı R.A.K., Süyünçlanı X.İ., Qaraçay Xalk Cırla, [Al Söz: Ortabaylanı Rimma, Qaraçay Xalknı Cırlarını Üsünden], Moskova, 1969, s. 10-11, 257; Xaciyeva, T.M., Malqarlılanı bla Qaraçaylılanı Xalq Poeziya Çıgarmaçılıqları, s. 199.

[4] Laypanlanı Xamit-Dudalanı Maxmut., Eski Qaraçay Cırla, s. 18; Goçiyalanı S.A. vd., Qaraçay Xalk Cırla, s. 11-12; Ortabayeva, R.A.K., Karaçayevo-Balkarskaya Ohotniçya Poeziya, Voprosı Folklora Narodov Karaçayevo-Çerkesii, Çerkessk, 1983, s. 6; Xabiçlanı Magomet., Biynöger, Çerkessk, 1984, s. 3-25; Xaciyeva, T.M., Malqarlılanı bla Qaraçaylılanı Xalq Poeziya Çıgarmaçılıqları, s. 18, 233.

[5] Adiloğlu, Adilhan., Karaçay-Malkar Türklerinde Nart Destanları, Yeni Türkiye Dergisi-Türk Dünyası Özel Sayısı, Sayı: 15, Cilt I, Ankara, 1997, s. 575-591.

[6] Curtubaylanı Xıysa., Eski Cırla, Nalçik, 1993, s. 35-47, 213-214.

[7] Aqbaylanı M.O., Bayramuqlanı X.B., Qagıylanı N.M., Qaraçay Poeziyanı Antologiyası, [Al Söz: Qaralanı Asiyat], Stavropol, 1965, s. 7, 81-86.

[8] Aqbaylanı M.O. vd., Qaraçay Poeziyanı Antologiyası, s. 36-41.

[9] Otarlanı S.A.-Xolalanı A.Z., Malqar Xalk Cırla, Nalçik, 1969, s. 65-71.

[10] Curtubaylanı Xıysa., Eski Cırla, s. 122-126, 216.

[11] Semenlanı Azret-Begiylanı Abdullah, İsmail bla Aqtamaq, Nalçik, 1996, s. 96:7-34.

[12] Qaralanı Asiyat., Qaraçay Literaturasını Oçerki, Çerkessk, 1966, s. 35; Ortabaylanı Rimma., Qara Suwnu Qatında, Çerkessk, 1981, s. 89.

[13] Goçiyalanı S.A. vd., Qaraçay Xalk Cırla, s. 111-115.

[14] Ortabaylanı R.A.K., Qaraçay-Malqar Folklor, Çerkessk, 1987, s. 6-7.

[15] Haciyeva, T.M., Karaçay-Malkar Türklerinin Eski Folklor Ürünleri, Çeviren: Adilhan Adiloğlu, Bilig Dergisi, Sayı: 6, Ankara, 1997, s. 191.

[16] Aliylanı Soltan., Qaraçay Nart Sözle, [Al Söz: Xubiylanı Osman], Çerkessk, 1963, s. 3-11; Appalanı Xazis., Qaraçay-Malqar Nart Sözle, Zaman Gazetesi, Nalçik, 29.06.1977; Ortabayeva R.A.K., Mijayev M.İ., Çikatuyeva S.U., Sikaliyev A.İ.M., Poslovitsı i Pogovorki Narodov Karaçayevo-Çerkesii, Çerkessk, 1990, s. 5-14.

[17] Aliylanı Soltan., Qaraçay Xalknı El Bergen Comaqları, Çerkessk, 1984, s. 9-11.

[18] Ortabaylanı R.A.K., Qaraçay-Malqar Folklor, s. 4-11.

[19] Urusbiev, S., Skazaniya O Nartskih Bogatıryah U Tatar-Gortsev Pyatigorskogo Okruga Terskoy Oblasti, SMOMK, No: 1, Tiflis, 1881, s. V-VIII; Orusbiy, Safar-Aliy., Dağlı Tatarların Nart Destanları, Çevirenler: Bilal Appayev-Adilhan Appa, Birleşik Kafkasya Dergisi, sayı: 4, Eskişehir, 1995 s. 61-62.

[20] Karaçaylı, İslam., Satiriçeskie Pesni Karaçaya, Severnıy Kavkaz, No: 1, 1930, s. 39.

[21] Töppelanı Alim., Burungulu Qaraçay-Malqar Nazmuçula-Qara Mussa, Mingi Taw, No: 2, Nalçik, 1993, s. 20-24; Bittirlanı Tamara., Burungulu Nazmuçu, Mingi Taw, No: 2, Nalçik, 1993, s. 25-27.

[22] Tawmırzalanı Dalxat., Burungulu Qaraçay-Malqar Nazmuçula-Zantuwdu, Mingi Taw, No: 3, Nalçik, 1993, s. 19-28.

[23] Aqbaylanı M.O. vd., Qaraçay Poeziyanı Antologiyası, s. 7; Urusov K.S.B., Hatuyev R.T., Nahuşev R.T., Temirov S.S., İzvestnıe Lüdi Karaçayevo-Çerkesii Kratkiy Biografiçeskiy Slovar, Tom: 1, Çerkessk, 1997, s. 94.

[24] Xabiçlanı M.A., Qoçxarlanı Qasbot-Xalq Cırçılanı Tamadası, Çerkessk, 1986, s. 6-42; Ortabayeva, R.A.K., Bagır ulu i Ego Pesennoe Tvorçestvo, Folklor Narodov Karaçayevo-Çerkesii Janr i Obraz, Çerkessk, 1988, s. 67-93; Xubiylanı M.A., Süyünçlanı A.A., Laypanlanı Q.T., Qaraçay Literatura, Çerkessk, 1988, s. 25-35; Xubiylanı Magomet., Batmaz Culduznu Carıgı, Çerkessk, 1989, s. 222-226.

[25] Akbayev M.O. vd., Qaraçay Poeziyanı Antologiyası, s. 109-116, 133-137; Ortabayeva R.A.K., Kagiyeva N.M., Kalay ulu i Ego Kukolnıy Teatr, Voprosı Folklora Narodov Karaçayevo-Çerkesii, Çerkessk, 1983, 105-148; ; Xubiylanı M.A. vd., Qaraçay Literatura, s. 43-48.

[26] Töppelanı Alim., Meçilanı Kâzim-Nazmula Kitabı, [Al söz: Quliylanı Qaysın], Nalçik, 1984, s. 5-16; Töppelanı A.M., Meçilanı Kâzim-Çıgarmalarını Ekitomlugu, Birinçi Tomu, Nalçik, 1989, s. 11-129.

[27] Semenlanı Sımayıl., Cırla bla Nazmula, Moskova, 1992, s. 3-29; Töppelanı Alim., Malqar Adabiyat, Nalçik, 1995, s. 141.

[28] Nevruz, Yılmaz., Karaçayca Bir El Yazması Mecmua ve Yusuf Haçir’in Dinî Manzumeleri, Türk Kültürü Dergisi, Sayı: 218, Ankara, 1981, s. 164-184; Sılpagarlanı Yılmaz Nevruz., Haçırlanı Yusuf’dan Din Nazmula-Cennet, Karcurt [Birleşik Kafkasya Dergisi eki], Sayı: 1, Eskişehir, 1996 [ve muhtelif sayılar]; Sılpagarlanı Yılmaz Nevruz., Malkarlı Muhammatnı Din Nazmuları-Duniyanı Halları, Karcurt [Birleşik Kafkasya Dergisi eki], Sayı: 4, Eskişehir, 1997 [ve muhtelif sayılar].

[29] Sılpagarlanı Dr. Yılmaz Nevruz., Esgerivlerim-Kart Atam Geriy Efendi, Karcurt [Birleşik Kafkasya Dergisi eki], Sayı: 2, Eskişehir, 1997, s. 2-3.

[30] Töppelanı A.M., Meçilanı Kâzim-Çıgarmalarını Ekitomlugu, s. 11-129; Balkan, Vedat., Kâzim Meçi’nin Doğumunun 140. Yılı Anısına, Birleşik Kafkasya Dergisi, Sayı: 20, Eskişehir, 1999, s. 35.

[31] Aqbaylanı M.O. vd., Qaraçay Poeziyanı Antologiyası, s. 139-144; Xubiylanı M.A. vd., Qaraçay Literatura, s. 49-53.

[32] Bilimgotlanı Münir-Laypanlanı Raşid., Leninni Bayragı-Tuwganı Emda Ösüw Colu, Zamannı Awazı, Çerkessk, 1975, s. 162, 165-166; Aqbaylanı M.O. vd., Qaraçay Poeziyanı Antologiyası, s. 149-162; Qarakötlanı İssa., Erkinlikni Sawgası, Stavropol, 1980, s. 7-13; Xubiylanı M.A. vd., Qaraçay Literatura, s. 80-121.

[33] Baskakov N.A. [Redaktör], Appayev A.M., Ahmatov İ.H., Bayramkulov A.M., Boziyev A.Ü., Goçiyayeva S.A., Jaboyev M.T., Musukayev B.H., Sottayev A.H., Habiçev M.A., Qaraçay-Malqar Tilni Grammatikası, Nalçik, 1966, s. 40; Bilimgotlanı-Laypanlanı., Leninni Bayragı-Tuwganı Emda Ösüw Colu, s. 162, 165-166; Xubiylanı M.A. vd., Qaraçay Literatura, s. 11.

[34] Pröhle, Wilhelm., Karatschajisches Wörterverzeichnis, Keleti Szemle, No: 10, Budapest, 1909, s. 83-150; Pröhle, Wilhelm., Karatschajische Studien, Keleti Szemle, No: 10, Budapest, 1909, s. 215-304; Pröhle, Wilhelm., Balkarische Studien-I, Keleti Szemle, No: 15, Budapest, 1914/1915, s. 165-276; Pröhle, Wilhelm., Balkarische Studien-II, Keleti Szemle, No: 16, Budapest, 1915/1916, s. 104-243; Nemeth., Gyula., Kumük Es Balkar Szojegyzek, Keleti Szemle, No: 12, Budapest, 1911, s. 91-153.

[35] Xubiylanı M.A. vd., Qaraçay Literatura, s. 10-11.

[36] Aslanbek, Mahmut., Şimali Kafkasya’da Karaçaylıların İmhası, Kafkasya, No: 4-5, Münich, 1951, s. 20, 26; Karayeva, A.İ., Oçerk İstorii Karaçayevskoy Literaturı, Moskova, 1966, s. 124-125; Qaralanı Asiyat., Qaraçay Literaturasını Oçerki, s. 127-162; Karça, Ramazan., Kuzey Kafkasya Edebiyatı Üzerine, Dergi, Sayı: 57, 1969, s. 36-40; Süyünçlanı Azamat., Appa ulu Hasan, Miyikge, Çerkessk, 1974, s. 282-315; Urusov K.S.B., Hatuyev R.T., Nahuşev R.T., Temirov S.S., İzvestnıe Lüdi Karaçayevo-Çerkesii Kratkiy Biografiçeskiy Slovar, Tom: 1, Çerkessk, 1997, s. 62-63.

[37] Töppelanı Alim., Meçilanı Kâzim-Nazmula Kitabı, [Al söz: Quliylanı Kaysın], Nalçik, 1984, s. 5-16; Töppelanı A.M., Meçilanı Kâzim-Çıgarmalarını Ekitomlugu, s. 11-129; Mottaylanı Svetlana, Suvugan Otcaga, Nalçik, 1994, s. 16.

[38] Xubiylanı M.A., Süyünçlanı A.A., Laypanlanı Q.T., Ana Literatura, Çerkessk, 1976, s. 62-70; Töppelanı Alim., Malqar Adabiyat, Nalçik, 1993, s. 3-67; Begiylanı Abdullah-Ölmezlanı Muradin., Malqar Poeziyanı Antologiyası, Nalçik, 1993, s. 93:111-128.



Adilhan Adiloğlu, Karaçay-Malkar Edebiyatı, Karaçay-Balkarlar:
Tarih, Toplum ve Kültür, Karam Yayınevi, Ankara, 2003, s. 132-162




Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: Baki, 19.08.2011, 12:45 (UTC):
Merhabalar,benim adım Baki ve Ankarada yaşıyorum.Karaçay-Çerkezya Cumhuriyetinin Çerkesk şehrinde yaşayan canımdan çok sevdiğim bir sevgilim var...onu ziyarete gitmek istyorum.nasıl giderim oraya bana bilgi bazında yardımcı olursanız çok mutlu olurum.Herkese hayırlı ramazanlar,Allah yanımızda olsun...



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
Siteniz:
Mesajın:
 
  Bugün 28 ziyaretçi (59 klik) kişi burdaydı! Copyright 2009 Your Website | CSS Template By Cherkess Design  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
https://img.webme.com/pic/n/naazimcadeneme/gri1.gif